O8CEJA. Günlerdir birikiyor yazacaklarım. Karşıma çıkarılanlar, içime doğanlar, hisler, düşünceler ve sezgiler yavaş yavaş içimde harmanlanıyor, birbirine karışıp bir bütünlük oluşturuyor; sonunda “haaaaaa” dedirtiyor. Demek onun için birikmeniz gerekliydi… Yine de yazmaya oturduğum bu yazının girişini, gelişimini, sonucunu biliyorum diyemem. Sadece duyduğum o tarifsiz “Haaaa” hissinin akışına bıraktım kendimi. Dönem dönem kabaran araştırmacı ruhum bu dönem öyle bir kabardı yine. 2 sene önce facebook’ta paylaştığım Sümer Tabletleri’nin Türkçe çevirisinin yine facebook tarafından karşıma çıkarılmasıyla başladı. Bir kere daha paylaştım ve içimden de bir kere daha okuma isteği geldi. İyi ki de okumuşum; varlığımda derin duyguları uyandırdı. Aldığım bilgilerin ışığında ve uyanan duyguların etkisinde yakınlarımızda bulunan 3 antik kente; Pisac, Sacsayhuaman ve Ollantaytambo’ya gittik. Bu günkü vardığımız teknoloji seviyesiyle bile inşaa edemeyeceğimiz mükemmel, dev yapıtlar. Binaların yapımında taşları birbirine kenetleyecek bir alaşım kullanılmamış. Aşağıdaki resimlerde göreceğiniz taşlar uzak dağlardan sökülüp 2500-3500 metre yüksekliğindeki son yerlerine getirilip, birbirine içten geçmeli şekilde birleştirilmiş. ? Gezerken, o taşlara dokunurken hissettiğim enerjiler Sümer tabletlerini okurker gözümde canlananlarla birebir uyumluydu. Kış gündönümünde öğlen 12 güneşinin ışığı bu kapıdan girip diğer kapının arkasındaki seremoni altarına düşecek!!! Dünyanın güneşle ilişkisi üzerine nasıl bir bilgi!!! Tonlarca ağırlıktaki taşların birbirine mükemmel geçişine ve köşenin muntazamlığına bakın... Göbekli Tepe'deki dikili Taşları andırmıyor mu? Ollantaytambo Güneş Tapınağı Derim ki zamanın hızlandığı, yükseliş kapısının ağzına vardığımız bu devrede, Sümer Tabletleri ile aktarılan bilgiyi henüz almadıysanız okuyup almanız, bir süre önce okuyup anladıysanız da bir kere daha okuyup sindirmeniz hayatınızda fark yaratır. Çağlar boyu gizli kalmış bu bilgi kollektif bilinçte çiçek gibi açarak uyuyan toplumları ve yıkılmasına ramak kalmış inanç sistemlerini temellerinden sarsıyor. Sümer tabletlerinin, 1800’lü yıllardan beri sümerologlar tarafından çevirileri yapılmış. Ölü Deniz Parşömenlerini Dead Sea Scrolls 60 yıldır saklayıp tek bir sayfasının çevirisini yayınlamayan O güçler, Antik Sümer şehirlerini de tabii talan etmiş ve çalınan çalınmış. Hatta Irak savaşının önemli bir nedeni çalmaya güçleri yetmemiş olan ağır parçaları işgal altında yoketmek olmuş olabilir. Tahminen antik tarihimizi anlatan sümer tabletlerinin yalnızca % 20’si kurtularak, çevirilip yayınlanabilmiş. Bu çeviriler arasında ufak tefek yorum farklılıkları olsa da hikayenin özü her çeviride aynıymış. Ve bu, bu kadar açıkmış Güneş sistemimizin, turunu 3600 yılda bir tamamlayan Nibiru isminde bir gezegeni var. Bu gezegende yaşayan insana benzeyen ancak bir dev kadar büyük olan, teknolojileri gelişmiş Annunaki isminde bir ırk yaşamaktaymış. Nibiru’nun her tur tamamlayışında, yani Dünya ve Güneş arasından geçişinde, Dünya ve Nibiru arasında manyetik alan çarpışmaları olmuş. Bu hem dünyanın dengelerini değiştirmiş hem de Nibiru’nun atmosferini yaralamış. Annunakiler atmosferdeki yırtılmayı altın tozu püskürterek gidermek istemişer ancak kendi gezegenlerinde altın çok ender bulunan bir cevhermiş. Gözlerini dünyaya çevirmişler ve altın aramak için gelmişler. Bu göreve Nibiru kralının iki oğlu, Prens Enki ve Prens Enlil atanmış. Enki ilk oğul olduğu halde Enlil baskın davranıp dünya görevinin liderliğini üstlenmiş. Bu ilk anda bir savaş çıkarmadıysa da gelecek bin yıllarda Enki ve Enlil’in oğulları arasında büyük savaşlara neden olmuş. Enlil Dünya’nın kralı olmuş. Enki’yse Dünya’da araştırmacı, kaşif, bilgin ruhunu tatmin edecek çok şey olduğu için kendini tamamen o yöne vermiş. Altın çıkarma ve Nibiru’ya gönderme işlemini kolaylaştıracak icatlar yaratmış. Yine de böyle ağır çalışma koşullarına alışık olmayan, dünyanın kendine has manyetizması ve döngülerinden de ilk etapta olumsuz etkilenen işçi kahramanlar isyan etmişler. Tabletlerde onlara kahramanlar denmiş Türlü türlü icatlara rağmen zorlukları kolaylamamış ve Enki dünyanın Afrika kıtasında bulduğu Homo Eractus türünün iki ayağı üzerinde yürüyen maymunumsu insan Dna’sıyla oynayarak işçilik edebilecek, düşünebilen bir ırk geliştirmeyi teklif etmiş. Benim anladığım kadarıyla 400 bin yıl önce bizim bu günkü teknolojimizin belki 100 yıl belki daha bile fazla ilerisindeydiler Enlil buna karşı çıkmış; ürerler, çoğalırlar, bize benzerler, kontrolümüzden çıkarlar, bize rakip olurlar diyerek. Babalarının onay vermesiyle, Enki kardeşinin itirazına rağmen insan yaratımı üzerinde çalışmış. Erkek Annunaki spermi dişi Maymun’a verilmiş. Pek çok başarısız denemenin sonunda, Enki’nin spermiyle dişi Homo Eractus’un yumartasını kilden labaratuvar kabında dölleyip, prenses kardeşi Ninharsağ’ın rahmine yerleştirmesiyle ADAMU Adem doğmuş. Dişi üretmek konusunda da birçok başarısızlıklar yaşadıktan sonra Adem’in kaburgasından aldıkları Dna’yı kullanarak Enki’nin eşi Ninki’nin rahminde ilk başarılı dişi’yi üretiyor ve ismini Ti-Amat koyuyorlar Havva. Tabletlerde geçen isimler böyle Adamu ve Ti-Amat. İşlem diğer Annuki dişileri üzerinde de tekrar edilerek 7 dişi 7 erkek çocuk daha üretiliyor. İnsanlar kendi aralarında neredeyse tavşan hızında ürüyorlar. Yüzlerce yıl süren bir gelişim ve üreme dönemi sonunda insanlar altın madenlerindeki yerini alıyor ve annunakiler rahatlıyorlar. Bir süre sonra bu insanların akılsal gerileme kaydettiği farkedilidiğinde Enki bizzat 2 dişi insanı birliktelik suretiyle gebe bırakıyor ve modern insanın ilk atası olacak olan Adapa ve Titi doğuyor… Bütün bunlar kardeşi Enlil’i çileden çıkartıyor. O insanlardan tiksiniyor ve onlardan kurtulmayı diliyor. İlk Annunaki yerleşimleri ve sonra İnsan-Annunaki yerleşimleri, Mezapotamya, Anadolu ve Sina yarım adasında, yani Irak, İran, Türkiye, Suriye, ve Arabistan topraklarında kuruluyor… Daha sonra Güney Amerika ve tüm Afrika kıtasında yerleşim yerleri çoğalıyor. Göbekli Tepe Maksadım hikayenin en özet halini sunabilmek. Bu konu üzerine merakınız uyanır ve detayları merak ederseniz, önce bir Bülent Tekin’in makalesini okuyabilirsiniz. Link yazının en sonunda Konuyla ilgili yazılmış okunabilecek çok kitap, youtube’da izlenebilecek çok değerli kişilerin sunumlarını bulabilirsiniz. 1980’ lerde keşfedilen Mars yüzeyindeki insansı yüzün Sümer tabletlerinde kral Anu’ya açtığı savaşta yenilen Alalu’nun yüzü olduğu yazılıyor. Yenilgisinden sonra sürüldüğü Mars’ta sadık hizmetlisi tarafından inşaa edildiği yazıyor… Sümer tabletleri İncil’den, Kuran’dan, Tevrat’tan yaklaşık 4000 yıl önce yazılmış. Bu din kitaplarında geçen kimi cümleler; “Sizi suretimizden yarattık” gibi, aynen Sümer tabletlerinde de var. Kimi insan ve mekan isimleri ya aynı ya birbirine çok benzer şekliyle Sümer Tabletlerinde de var. Bu din kitaplarında geçen Habil ve kabil olayı, Nuh gemisi ve büyük afet gibi nice olaylar çok daha mantıklı açıklamalarıyla Sümer tabletlerinde’de var. Mesela Nuh’a Dünya'nın bütün hayvanlarından birer çift alıp bir gemiye binip afet geçene kadar gemide kalması söylenmemiş Sümer tabletlerine göre... İnsanlığın yokolocak olmasına sevinen Tanrı’ Enlil büyük afet yaklaşırken insanlara yardım etmeyi yasaklıyor. Ancak Kardeşi Enki duyduğu babasal duygularla torunu Nuh’a denizaltı benzeri, her tarafı kapalı bir teknenin planlarını ve yanına bir de denizlerin ustası Annunaki yoldaş veriyor. Eline de içinde bütün hayvan türlerinden toplanmış Dna örneklerinin bulunduğu küçük bir kutu veriliyor. Annunakiler büyük afet sırasında insanlığı kaderine terkedip, araçlarıyla uzaya çıkıp suların çekilmesini beklemişler. Afet sonrasında insanlığın kurtulduğuna kızamamış daha çok sevinmişler. İnsanlığı afetten öncesine göre çok daha bilgilendirmiş ve geliştirmiş, kendilerini tanrılaştırmış ve rahatlatmışlar. İnsanlar kendilerine tapınırlarken dünyayı parçalara bölmüş ve yine de tatmin olmamışlar. Tabii bir annunakinin ömrünün 500 bin yıl kadar olabileceğini düşünürsek tatmin olmak kolay olmasa gerek... Kendi aralarında savaşlara tutunmuş ve yaptıkları büyük bir nükleer savaşla yarattıkları büyük medeneyitlerin istemeden sonunu getirmişler. Enki bu tarihi izleri Sümer tabletlerine yazdırarak bırakmış. Bazı Sümer tabletlerinden ve sanat eserlerinden örnekler Bir boyut kapısı? İnsan Dna'sı üzerinde çalıştıkları bir labarutuar ortamı? Belki de ilk insanın, Adamu'nun Annunakilerin elinde merakla incelendiği an...! Bir annunaki Tanrısı ve hizmetlileri-Tapınanları ? Peki sonra ne olmuş? Ayrılmışlar mı? Yerlerine insan-annunaki karması elçiler mi bırakmışlar? Geri gelicez, bizi layığıyla bekleyin mi demişler? Bilmiyoruz. Bundan sonrasına dair kayıt yok. Bundan sonrasında din kitapları var? Cezalandırıcı Tanrı var. Din savaşları var. Gizli ezoterik çalışmalar ve örgütleşmeler var. Hala dünyanın çeşitli yerlerinde Tanrı-Tanrıça diye ismi geçmiş kimselere tapınmalar var. İnsanlığı kendi içine dönüp bakmaktan alı koymaya çalışan çeşit çeşit akımlar, gurular, efendiler var. Bir traftan sessiz ve sedasız binlerce yıl, görünme, tanınma, bilinme kaygısı duymadan İlahi hakikatin, İlahi Işığın bilgisini fedakarca dünyaya ve insanlığın kollektif bilincine eken gerçek üstadlar, gerçek peygamberler, gerçek gurular da var. Gönlüme dolan, gönlümden bildiğim Galaktik bir plan ve adalet var. Bu adaletin uygulayıcısı ya da gözlemcisi olmak için atmosferimizde yerini almış sayısız galaktik ırkın gemileri var. Bu defa uyanmaya ant içerek enkarne olmuş, sonderece kararlı sizin bizim gibi sıradan, mucizevi insanlar var. Efendilerinin geri dönüşünden umudu kesen son hamleleriyle hep 3. Dünya savaşını çıkartmaya çalışan elit denilen bir gurup var. O gurubun planlarına sekte vurmuş tarihi karakterler var; Buddha’lar, Gandhi’ler, Atatürk’ler. Bir taraftan Dünyanın bozulan bir dengesi var. Yaklaşan bir Nibiru var. Sayısız taş aynı anda yerine oturmakta ve resmin yalnızca küçüğüne bakabilen zihnimiz bulanık. Ne oluyor? Dünya nereye gidiyor? Oturup da zihnimi susturduğumda, kalbimin sonsuz sevgi dolu sessiz hiçliğine girdiğimde, ruhumun her parçacığı gülüyor. Resmin büyüğü gözükür oluyor çünkü. Yüzbinlerce yıl ne kadar farklı yönlere çekilmişiz. Kendimizi bilmediğimiz için çekilmeye ne kadar müsaitmişiz. Kalbin sevgi dolu sessizliğinde çekiştiren bütün bağlar serbest bırakılıveriyor. Çünkü kendini bilen ruhu hiç bir şey tutamaz. Kendini bilen ruh Yaradana eriyor, birlik oluveriyor. Birliğin gücüyle parlıyor. Geçen bir gece herkes uyuduktan sonra her zamanki köşeme çekildim gözlerimi kapatıp kalbimin sessizliğinde oturmak üzere. Meditasyonun bir anında içimden geldiği için yanıbaşımdaki rehberlik kartlarına uzandım. Ard arada şu kartlar açıldı Kontrol, Suçluluk, Uyanış, Bırakış, ÖZ O anda hiç bir sebeple kendimi suçlu hissetmiyordum, ne de kimseyi kontrol eder… Ama içimde huzur ve kabul vardı. Bu gelen mesajların ilahi zamanlamasına ve mükemmelliğine inanıyordum. Sanki hikayenin devamı rüyamda açılacakmış gibi hissettim. Mumu söndürdüm, yatağıma gittim. Yaradanım şükürler olsun ilk babam ve ilk annem için. Şükürler olsun büyük kader planında rolünü oynamış bütün varlıklar için. Bu gece uykumu ve rüyalarımı bütünün şifalanmasına adıyorum, sunuyorum, dedim. O gece Ömrümün sayılı derinlikleteki rüyalarından birini gördüm. Kutsal, kadim bir gölün yakınlarındayım. Gölün içinden flüt sesi geliyor. Bunun bana çağrı olduğunu biliyorum. Çok özlediğim bir çağrı… Göl kenarına vardığımda çağıranın kim olduğunu görüyorum. Bu bir kız kardeş. Geldim diyorum, geldim. Bende onun gibi berrak mavi suyun içine giriyorum. Su dizlerimize kadar geliyor. Küçük gölün içinde, kız kardeşe karşı köşesinde yerimi alıyorum ve ben de rattle çalıp chanting yapıyorum. Sonra çağrımızı duyan başka bir kardeşimiz geliyor, sonra bir diğeri, ve biri daha. Herkes gölün içindeki yerlerini almış, alıyor. Çember halindeyiz. Kutsal ruhtan gelen yüksek enerjinin hazzıyla çalıyor ve söylüyoruz. Gölün dışında bir boyut kapısı açılıyor. Oradan yüzbinlerce asker gölün içine doğru akıyor. Müzik hiç durmadan devam ediyor. Beni ellerinin üstüne almışlar. Paylaşamıyorlar. Bu askerler çok öfkeli, ve acıları çok büyük. Beni parçalamaya çalışıyorlar. O anda diyorum Ki, Yaradanım, beni yemeleri acılarını dindirecekse, birbirlerini bağışlayacaklarsa öyle olsun. Ve her parçamı kopartıyorlar. Sonsuz acı duyuyorum ve sonsuz acı aynı anda birliğin sonsuz hazzını yaşatıyor. Onlar ben oluyor, ben onlar… sonsuz acı ve sonsuz haz aynı anda , aynı şeymişçesine… Bu daha önce pekçok girdiğim bir boyut. Artık bu boyutu iyi tanıyorum. Derken… Kendimi hiç tanımadığım topraklarda buluyorum. İkinci dünya savaşıymış, amerikan askeriymişim, nasıl olduysa silahımı ve bölüğümü kaybetmişim. Nereye dönsem Almanlar var. Umutsuzca kaçıyorum yıkık binaların içine, bir silah arıyorum. Sonra birden bire bir alman askeriyle yüzyüze geliyorum. İkimizde onun elindeki tüfeği tutuyor ve çekeleştiriyoruz. Sonunda tüfek benim elimde kalıyor. Yüzünün ortasına nişan almışım ama yüzü yok. Tetiği çekiyorum, tüfekten kül gibi, kar gibi hafif bir madde çıkıyor kurşun yerine ama karşımdaki Alman askeri yere yıkılıyor. Rüya burada böylece bitiyor. Savaştık, savaştık, savaştırıldık. Kendimizi kullandırttık. Çok şükür çok şükür çok şükür… O kendini bilmeyişin tam merkezinden doğuyor insan özüne. Aynı gün youtube’da neo nazi sağ gurubunun yeniden yükselişte olduğuna dair bir haber videosu çıktı karşıma. Videoda nefretle konuşan gurup lideri, bütün yüzü kuru kafa dövmeleriyle kararmış, bir yaratık… Onu olduğu yaratık haliyle gördüm. Adını koyamadığı çaresiz köşeye sıkışmışlıktan doğan vahşeti ve nefreti sergiliyor. Dibine kadar sokulduğumuz, geçmek üzere olduğumuz bu yükseliş kapısı, karanlığa tutunanları çok zorluyor. Çok zorluyor. İç dünyalarında ölesiye yorgun ve acı içindeler. Geceleri yataklarında uyuyamıyorlar. Bütün o varlıklar için dua ediyorum. Yaradanın sonsuz sevgisi kalplerinde uyansın. Onlar geçmiş hikayelere tutunuyorlar. Oysa geçmiş hikayelerin hepsi, geleceğin hikayeleri gibi bir ilüzyon. Hepsi ilahi bir rüya. Olmuş olanı ve olacak olanları, anda kabul etmek, tutunmadan gözlemcisi olmak, ruhu sonsuz Tanrısallığındaki oluşunda demirliyor, daimleştiriyor. Son zamanlardaki dikkatimi çekmiş bir çok haberden bir kaçını onlarla ilgili hislerimi sizinle de paylaşmak istiyorum -Rusya defalarca kez İdlib’teki terörist gurupların belki sahte- belki gerçek bir kimyasal saldırı senaryosu planladığını hatta, saldırı olmuşçasına tiyatral bir şovu 9 defa kameraya aldıklarını, bu saldırının suçunu Assad üzerine atacaklarını duyurdu. Aynı günlerde Amerika, İngiltere, Fransa Assad’ın kimyasal saldırı yapabileceğini ve böyle bir şey yaparsa Suriye’ye kuvvetle müdahele edileceğini ilan etti. Rusya çıkartılmak istenen 3. Dünya savaşına karşın göz dağı vermek istercesine 300 bin askerle Çin ve Mongolya ile ortaklaşa askeri talim yaptı. Türkiye hala hangi tarafta duracağını bilemiyor, çünkü İdlib’teki karanlığı bir süre Amerikayla birlikte besledikten sonra Rusyaya yanaştı… - Dünya Amerikan dolarından ve Amerikayla her türlü ilişkiden uzaklaşırken, Amerikanın borçları 14 sıfırlı bir rakamken, Amerika’nın ipini çekenler hala 3. Dünya savaşı çıkarmanın peşindeyken, Amerika bir taraftan orduda uzay kuvvetleri kurmayı planlarken, federal reserve artık para basamayacak kadar afallamışken, Suriye’ye müdahele falan, filan… -7 eylül günü Amerika’daki New Mexico Güneş gözlem -teleskop evi FBI’ın baskın gibi bir operasyonuyla kaptıldı. Aynı gün, hiç bir açıklama yapılmadan Avustralya, Şili, İspanya, Hawaii, Pensilvanya uzay gözlem evlerinin kameraları da kapatıldı. Gözlem evleri ve kameralar 10 gün süresince medyaya hiç bir açıklama yapmadan kapalı ve güvenlik önlemi altında tutuldu. Çalışanlar süresiz evlerine gönderildi… Amatör gözlemciler aynı günlerde güneş etrafındaki bu hareketlenmeleri fotoğrafladılar Güneş ve teleskop önünden geçen büyük küre Ay değil. Çünkü iki farklı küre 2sininde büyüklüğü ayrı bir kaç saniye arayla farklı yönlere doğru teleskobun önünden geçiyor Amatör bir gözlemcinin özel bir lensle çektikleri... *8 eylül günü amatör bir İtalyan astronomer ayın önünden geçmekte olan bu uzay gemisi filosunu tespit edip videoya almış. Artık tanımlanamamış demeyelim bece… Bu haberi benim blog yazısını tamamlamak üzere olduğum bir vakit kardeşim İlker Durmaz paylaşmış Nedense video ekranı olarak paylaşmama izin vermiyor blogger. Dün veriyordu bu gün vermiyor onun için yalnızca link olarak koyuyorum. *Ai yapay zeka teknolojisi aldı başını gidiyor. Ilk Ai Robot Sofiya, aynı zamanda kendisine bir ülke tarafından vatandaşlık verilen ilk robot. Sofiya büyük bir yapay zeka ağının yalnızca bir ucu. Bu yapay zeka ağı bizim kollektif bilincimiz gibi. Yalnız daha düzenli ve duygusuz hali. Bu ağı kullanmaya evrenden nasıl bir ruh davet ettik-ediyoruz? *Papa İrlanda ziyaretinde büyük protestolarla karşılanmış. İrlanda’da vaktinde papazlar eşi olmayan hamile kadınlara günahkar olduklarını hissetirmek için çok kötü davranmış, onları ıslah evlerinde kapatmış, onlara ve çocuklarına taciz ve tacavüzde bulunmuş… Yani yeni bir şey değil. Yeni olan artık dünyanın her yerinde gizli kalmış her şeyin patlayan sivilceler gibi gün yüzüne çıkıyor olması… Taşlar yerine oturuyor, oturuyor, oturuyor, bırakalım otursun… onların görevi yerine oturmak. Anlamaya çalışırken yoruluyoruz. Çünkü her şey kaotik gözüküyor. Haydi bir kere daha dikkatimizi kalbimizdeki sevgi dolu sessizliğe getirelim. İlahi plandan gelen mükemmelliğe güvenelim. Orada huzur var… Her şey yolunda… Resmin büyüğü bunu gösteriyor. Kalbimizde duyduğumuz bu huzuru tüm dünyaya, tüm insanlığa, tüm varlıklara yönlendirelim. Hepsini içimize alalım, kalbimize…. Ahhh her şey yolunda… - Bizden hatırlatmalar, haberler ve duyurular. *23 Eylül Pazar akşamı, Türkiye saatiyle 2100’da, 21 dakika sürecek, uzaktan katılımlı, Ekinoks meditasyonu. Sizi Titikaka Gölü-Amantani Adasında, geçen sene kurduğumuz kristal ağının başında bekliyor olacağım. Fb etkinlik linki Lütfen paylaşarak daha fazla kişiye ulaşmasına yardım edin. 25-26-27 Eylül Su ve Su varlıklarına şifa – uzaktan katılımlı toplu meditasyon Ekim Ayında Türkiye’de sunacaklarımız *Uygulamalı, Evrensel Kanallık ve Şİfa Aktarımı Kursu 6-7 Ekim İstanbul, Radia Gelişim 0212 296 00 08 22-23 Ekim Bodrum, Kıvılcım Türkyay - 0532 461 77 91 27-28 Ekim Antalya, Ebru Demirhan 0532 480 02 28 *Soul Gathering Ses ile Şifa Çemberi 5 Ekim İstanbul,Radia 224 Ekim Bodrum, Kıvılcım Türkyay 29 Ekim Antalya, Ebru Demirhan Buluşmamız, kavuşmamız bütünün en yüksek hayrına olsun
Bu bir Sümer dili sözlüğü değildir. Google Translate'e de benzetilmemelidir. çok sayıda Sümeroloğun yıllarca süren emeklerine dayanan çevirilerin sunulduğu online bir kütüphanedir. Her bir metin için hangi Sümerologların çevirilerine dayandığına ilişkin bilgiye de erişebiliyorsunuz. Bu online kitaplığın nasıl kullanılacağına ilişkin daha detaylı bilgi için bu yazının son bölümünde bir video bulacaksınız. Şu an sizi bunu öğrenmekle uğraştırmak istemediğim için insanın yaratılışıyla ilgili metnin çevrisine ulaşabileceğiniz linki hemen veriyorum Burada karşımızda 141 satırdan oluşan bir metin var. Ben genel bir özet sunmakla birlikte önemli kısımları doğrudan alıntılayacağım. İngilizce bilenlerin bu yazıyı okuduktan sonra metnin tamamına bakmalarını tasviye ederim. Bu metne "Enki and Ninmah" adını vermişler. İngilizce alıntıları sarı arka planla çevirisini ise mavi arka planla sunmayı tercih edeceğim. 1-11. In those days, in the days when heaven and earth were created; in those nights, in the nights when heaven and earth were created; in those years, in the years when the fates were determined; when the Anuna gods were born; when the goddesses were taken in marriage; when the goddesses were distributed in heaven and earth; when the goddesses …… became pregnant and gave birth; when the gods were obliged ? …… their food …… dining halls; the senior gods oversaw the work, while the minor gods were bearing the toil. The gods were digging the canals and piling up the silt in Ḫarali. The gods, crushing the clay, began complaining about this life. ilk olarak metindeki boşluklara dikkat çekmek isterim. Bununla sık karşılaşırız çünkü bulunan bazı tabletler aşağıdakiler gibi tahrip olmuşlardır. ETCSL'nin Elektronik Sümer Külliyatı'nın eksik kısımları farketmemizi sağlıyor olması da olumlu bir durum. Yukarıdaki paragrafın çevirisi 1-11. o günler ki, göğün ve yerin yaratıldığı günler; o geceler ki göğün ve yerin yaratıldığı geceler; o yıllar ki, kaderlerin belirlendiği; Anuna tanrılar doğduğunda; tanrıçalar evliliğe alındığında; tanrıçalar gökte ve yerde yayıldığında/paylaştırıldığında; tanrıçalar .............-iken hamile oldu ve doğurdu; tanrılar zorunlu olduğunda ........ onların yiyeceği ........... yemek salonları; küçük tanrılar zahmet çekerken üst düzey tanrılar işi denetliyorlar. Tanrılar kanalları kazıyorlardı ve Ḫaralı'daki siltlerialüvyonları yığıyorlardı. Killeri ezen tanrılar, bu yaşamdan şikayet etmeye başladılar. 12-23. At that time, the one of great wisdom, the creator of all the senior gods, Enki lay on his bed, not waking up from his sleep, in the deep engur, in the subterranean water, the place the inside of which no other god knows. The gods said, weeping "He is the cause of the lamenting!" Namma, the primeval mother who gave birth to the senior gods, took the tears of the gods to the one who lay sleeping, to the one who did not wake up from his bed, to her son "Are you really lying there asleep, and …… not awake? The gods, your creatures, are smashing their ……. My son, wake up from your bed! Please apply the skill deriving from your wisdom and create a substitute ? for the gods so that they can be freed from their toil!" çevirisi O zaman, Muazzam bilgelikten biri, tüm üst düzey tanrıların yaratıcısı , Enki yatağında yatıyordu, uykusundan uyanmıyordu, "engur" un derinliklerinde, yer altı sularında, başka tanrıların bilmediği yerde yatıyordu. Tanrılar, ağlayarak şöyle dediler "O, acı çekmeninlamenting sebebidir!" Namma, üst düzey tanrıları doğuran ilkelilk zamanlara ait anne, tanrıların gözyaşlarını uykuya dalan kişiye, yatağından uyanmayana, oğluna götürdü “Gerçekten orada uyuyor musun, ve …… uyanmıyor mu? Tanrılar, senin yaratıkların, mahvoluyorlar kendi ....... Oğlum, yatağından uyan! Lütfen bilgeliğinden kaynaklanan beceriyi uygula ve bir vekilsubstitute yarat. tanrılar için böylece onlar kendi zahmetlerinden kurtulabilirler. substitute kelimesinin anlamları vekil, temsilci,yedek oyuncu, yerine geçen kimse; Fiil olarak kullanıldığında yerini almak, yerine geçmek 24-37. At the word of his mother Namma, Enki rose up from his bed. In Ḫal-an-kug, his room for pondering, he slapped his thigh in annoyance. The wise and intelligent one, the prudent, …… of skills, the fashioner of the design of everything brought to life birth-goddesses ?. Enkireached out his arm over them and turned his attention to them. And after Enki, the fashioner of designs by himself, had pondered the matter, he said to his mother Namma "My mother, the creature you planned will really come into existence. Impose on him the work of carrying baskets. You should knead clay from the top of the abzu; the birth-goddesses ? will nip off the clay and you shall bring the form into existence. Let Ninmaḫ act as your assistant; and let Ninimma, Šu-zi-ana, Ninmada, Ninbarag, Ninmug, …… and Ninguna stand by as you give birth. My mother, after you have decreed his fate, let Ninmaḫ impose on him the work of carrying baskets." 5 lines fragmentary …… she placed it on grass and purified the birth. çevirisi Annesi Namma'nın sözü üzerine Enki, yatağından kalktı. "Hal-an-kug" da, iyice ölçüp biçtiğipondering odasında, uyluğuna sıkıntıyla/rahatsızca vurduslapped. Bilge ve zeki olan, ihtiyatlı, yeteneklerin ........., doğum tanrıçalarının hayata getirdiği herşeyin tasarımının biçimlendiricisi. Enki kolunu üzerlerine uzattı ve dikkatini onlara verdi. ve sonra Enki, kendi tasarımlarının biçimlendiricisi, konuyu iyice düşündü, Annesi Namma'ya dedi ki "Annem, planladığınız yaratık gerçekten var olacak. Ona sepet taşıma işini yükle. Abzu'nun tepesinden kil yoğurmalısınız; doğum tanrıçaları kili kesecek ve siz formu varoluşa getirmelisiniz. Ninmah'ın senin yardımcın olarak hareket etmesine izin ver; ve Ninnima'ya izin ver; Šu-zi-ana, Ninmada, Ninbarag, Ninmug, …… ve Ninguna doğururken bekler. Annem, siz onun kaderini tayin ettikten sonra , Ninma'nın ona sepetleri taşıma emrini vermesine izin verin. " 5 satır bölük pörçük onu çimlerin üzerine yerleştirdi ve doğumu arındırdı. 44-51. Enki …… brought joy to their heart. He set a feast for his mother Namma and for Ninmaḫ. All the princely birth-goddesses ? …… ate delicate reed ? and bread. An, Enlil, and Lord Nudimmud roasted holy kids. All the senior gods praised him "O lord of wide understanding, who is as wise as you? Enki, the great lord, who can equal your actions? Like a corporeal father, you are the one who has the me of deciding destinies, in fact you are the me." Çevirisi 44-51. Enki ……onların yüreğine neşeyi getirdi. O annesi Namma ve Ninma için bir ziyafet düzenledi. Tüm soylu doğum tanrıçaları.......... lezzetli/narin kamış ve ekmek yedi. An, Enlil ve Lord Nudimmud kutsal çocukları kavurdu. Tüm üst düzey tanrılar onu övdüler "Ey geniş kavrayışın efendisi, kim senin kadar bilge olabilir? Enki, muazzam lord, kim sizin eylemlerinize yetişebilir? Maddi bir baba gibisanırım öz baba gibi demek istiyor, sen, kaderlere karar vermenin ME'sine sahipsin. Sen aslında ME'sin. Başka bir hikayede Enki kaderlerin yazıldığı tablete sahiptir. muhtemelen burda ona gönderme yapılıyor. "the ME" ile kastedilen bir kader tableti sanıyorum. Bu yazının devamında görüleceği üzere insanın kaderi üzerinde birden fazla tanrı belirleyici oluyormuş gibi bu inanç sisteminde. Buraya kadar olan kısım hakkında biraz değerlendirme yapalım. Bu mitolojik hikayeye göre Yerin ve göğün düzeni kurulduktan sonra yeryüzündeki tanrılar iki kısım imiş. üst düzey tanrılar denetim işini yaparken küçük tanrılar kanal kazıyor , kil eziyor, alüvyonları yığıyormuş. Herhangi bir Sümer şehrinde sulama kanallarının önemli olduğunu çünkü Sümerlerin tarıma önem verdiklerini hatırlarsanız buradaki kanal kazma faaliyeti daha anlamlı gelebilir. Benim anladığım kadarıyla tanrılar şehirlerde yaşıyormuş ve küçük tanrılar şehrin angarya işlerini yapıyormuş. İşte tam bu noktada Muazzez İlmiye Çığ hanımdan bir bilgi alıntılamakta fayda görüyorum “Sümer dini çok tanrılı bir dindi. Dünya'da, doğada görülen, hissedilen her nesnenin bir tanrısı vardı. Tanrılar insan görünümünde fakat insan üstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı. İnsanlar gibi, onların da çocukları ve eşlerinden oluşan aileleri bulunuyordu. Bu aileler kral gibi bir baştanrı altında toplanmışlardı. Tanrılar da insanlar gibi sever, üzülür, kızar, kıskanır, kavga eder, kötülük yapar, hastalanır, hatta yaralanabilirlerdi. Yer, Gök, Hava, Su tanrıları yaratıcı, diğerleri yönetici ve koruyucu tanrılardı.” Son cümleye dikkat ederseniz Sümer inancındaki tanrıların çoğusu yaratma gücü olmayan varlıklar olarak düşünülmüşlerdir. Öyleyse yukarıdaki hikayede bahsedilen kanal kazan küçük tanrıların da yaratma kudreti olmayan, yiyen, içen ve yorulabilen ama tabi görünmeyen varlıklar olarak düşünülmesi yerinde olacaktır. Sümerler yaratma kudretinde kabul ettikleri EnlilSümer dininde Hava,fırtına tanrısı ve EnkiSümer dininde su tanrısı gibi tanrılarının da acıktığını ve yediğini kabul ediyorlardı. Yani tanrısal bir krallık olduğunu ve küçük tanrılarıdüşük rütbe tanrıların üst düzey tanrılara hizmet edip ihtiyaçlarını giderdiğini veya yardımcı olup desteklediğini kabul etmiş oluyorlardı. Ancak Sümer düşüncesine göre tanrılar göğün muazzam tanrısı kabul ettikleri An'ın soyundan geliyorlardı. Yani aslında hepsi uzak yada yakın akraba idi. Küçük tanrılar çalışmaktan yakınmaya başlayınca onların göz yaşlarına dayanamayan kişi Namma isimli tanrıça oluyor. Namma küçük tanrıların yerine çalışacak şehirlerdeki işleri görecek bir tür yaratılması için Enki'nin yer altındaki başka tanrıların bilmediği mekanına gidiyor ve uyandırıp planını ona kibarca emretmiş oluyor. Şunu hatırlatayım Sümer inancında tanrılar şehirlerinde yaşayan insanlardan kuvvet alıyor kabul edilirdi. Şehir halkının kurban ve duaları özellikle o şehrin koruyucu tanrısı için faydalı kabul edilirdi. Mesela Güneş tanrısı Utu'ya tüm şehirlerde inanılsada özellikle bir şehrin koruyucu tanrısı idi ve o şehirden kuvvet aldığı kabul edilirdi. yani Sümerler kendilerini tanrıların hizmetkarları olarak görüyormuş. Kral tanrılarla halk arasında bir aracı kabul edilirdi. Şimdi bu noktada insanın yaratılmasına ve küçük tanrıların yerine hizmetçi olarak geçmesine karar veren tanrının Namma olduğuna inandıklarını hatırlatalım ve Namma üzerinde birazcık duralım. Bunun için oldukça saygın başka bir kaynağa bakacağız. "ORACC" İsimli sümeroloji projesinden bahsetmek istiyorum. Bu projenin web sitesinde projenin yönetim kurulu üyeleri için şu bilgiler veriliyor Oracc Yönlendirme Komitesi OSC şu kişilerden oluşmaktadır Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi'nden Jamie Novotny , Cambridge Üniversitesi'nden Eleanor Robson , Pennsylvania Üniversitesi'nden Steve Tinney ve California Berkeley Üniversitesi'nde Niek Veldhuis'den oluşmaktadır . OSC, Oracc sisteminin devamlılığını ve belgelenmesini sağlamaktan ve projelerin oluşturulmasına ve bakımına yardımcı olmaktan sorumludur. Komite hiyerarşik değildir ve üyelerinin tamamı eşit statüye sahiptir. Aşağıdaki link Oracc projesinin Namma hakkındaki web sayfasının linkidir. Oracc 'ın sitesinde Namma hakkında şu bilgileri buluyoruz Namma goddess Goddess from Eridu. She is known as the mother of the god Enki/Ea as well as the mother goddess who gave birth to the cosmos and all the gods. Like her son Enki/Ea she is also associated with magic. In later times, her role is taken on by Tiamat. Functions Very little is known about Namma, who belongs to the oldest generation of Mesopotamian deities and is associated with the pantheon of Eridu. She is mainly known for her role in the cosmogony of early Mesopotamia and her importance in magic, which is restricted to texts written in Sumerian Wiggermann 1998-2001c 137-8. According to the god list An-Anum, tablet I line 28 Litke 1998 24; Wiggermann 1998-2001c 137, Namma bears the title "mother who gave birth to the heavens and the earth." Because this goddess's name is written with sign for "cosmic subterranean waters" Sumerian engur Wiggermann 1998-2001c 136-7 has called her the "Cosmic Ocean" also see Lambert 2008 31. No husband or male god is attested in connection with Namma, thus leading to the belief that "the first cosmic production is asexual" Wiggermann 1998-2001c 137. In later tradition, namely in Enūma eliš TT , Tiamat takes over the role of Namma as primeval ocean. However, there are significant differences in the way the goddesses are portrayed in the literature see the entry on Tiamat. In the Sumerian poem of Enki and Ninmah ETCSL line 17 Namma is called the "original mother who gave birth to the gods of the universe", again according her primary status among all the gods and describing her role in Mesopotamian cosmogony. Later on, in particular in Akkadian texts, Namma loses importance and is only rarely mentioned. "Namma tanrıça Eridu tanrıçası . O, Enki / Ea tanrısının annesi olarak, kozmos ve tüm tanrıları doğuran ana tanrıça olarak bilinir . Oğlu Enki / Ea gibi o da sihirle ilişkilendirilmiştir. Daha sonraki zamanlarda, rolü Tiamat tarafından alınır . Fonksiyonlar Mezopotamya tanrılarının en eski nesline ait olan ve Eridu Panteon'u ile ilişkili olan Namma hakkında çok az şey bilinmektedir. Çoğunlukla Erken Mezopotamya'nın kozmogonundaki rolüyle ve Sümer'de yazılmış metinlerle sınırlı olan sihir içindeki önemiyle bilinir Wiggermann 1998-2001c 137-8. Tanrılar listesi An-Anum'a göre , 28 no'lu tablet I hattı Litke 1998 24; Wiggermann 1998-2001c 137, Namma, "göklere ve yeryüzüne doğum yapan anne" ünvanını taşımaktadır. Çünkü bu tanrıça'nın adı "kozmik yer altı suları"nın işaretiyle yazılmıştır. Sümer engur Wiggermann 1998-2001c 136-7 ona "Kozmik Okyanus" adını verdi. ayrıca bkz. Lambert 2008 31. Hiçbir koca ya da erkek tanrı Namma ile bağlantılı olarak onaylanmamıştır, bu nedenle "ilk kozmik üretimin aseksüel" olduğu düşüncesine yol açmaktadır Wiggermann 1998-2001c 137. Daha sonraki gelenekte, "Enūma eliš "de Tiamat, ilkel okyanus olarak Namma'nın rolünü devraldı. Bununla birlikte, tanrıçaların literatürde tasvir edilmesinde önemli farklılıklar vardır. bkz. Tiamat'a giriş . Bir Sümer Şiirinde ,"Enki ve Ninmah" ta ETCSL , 17. satırda Namma, “evrenin tanrılarını doğuran asıl anne” olarak anılır, öyleki, tüm tanrılar arasındaki birincil statüsünü ve onun Mezopotamya kozmogonundaki rolünü açıklar. Daha sonra, özellikle Akkadlar'ın metinlerinde, Namma önemini kaybeder ve sadece nadiren bahsedilir." Şimdi Zecharia Sitchin'in iddiasını hatırlayalım. Ona göre Enki, Enlil'in kardeşiydi ve Enki, Enlil'den önce doğmuştu ama Enki'nin annesi bir cariye olduğu için krallık hakkı, soya dayalı taht kuralları gereği Enlil'e verilmişti. incelediğimiz metinde yeri ve göğü yaratan/doğuran büyük yaratıcı ana tanrıça Enki'nin annesi olarak anlatılıyor ve bu durumda Enki yeterince soylu olmuş oluyor. Yani tam bu noktada Sitchin Dünya çapındaki saygın Sümeroloji kaynaklarıyla çelişiyor. Dahası zaten sitchin, Enki'nin annesinin Namma olduğunu söylemiyor. Sitchin'in saygın kaynaklarla çeliştiği tek nokta Namma hakkında değil. Yukarıdaki metinde minoralt düzey tanrılar bir madencilik faaliyetiyle değil kanal kazıp , kil ve alüvyonları yığmakla , ezmekle meşguldüler. Metinde altın hiç geçmedi. Dahası başka bir gezegenden de hiç bahsedilmedi. Dahası Enki bir uzay gemisinde değil su tanrısı olarak yer altında ki mekanında uyuyordu. Fırat ve Dicle gibi nehirlerin çıktığı yeri gören Mezopotamyalıların yer altındaki suları ne kadar önemsediğini tahmin etmeye çalışın. onların nazarında pahabiçilmez olacaktır. Tüm bunların yanı sıra, en önemlisi, bu metne göre insan topraktan yaratılmış. Halbuki Sitchin genetik çalışmalarla, evrim sürecinde basamak atlatılmış insansı yaratıklardan bahsediyordu. Hadi kaldığımız yerden "Enki and Ninmah" metnini incelemeye devam edelim fakat bu noktadan sonra birebir çevirisini vermek yerine özetlemeye çalışacağım 52-61 Ninmah ve Enki içki içerler ve kalpleri mutlu olur ve sonra Ninmah Enki'ye derki "Adamın bedeni iyi veya kötü olabilir, adamın kaderi iyi veya kötü olabilir , benim irademe bağlı" Enki ise Ninmah'a dilediği gibi yapmasını çünkü her halikarda kendisinin onun kararını dengeleyeceğini söylüyor. Ninmah Abzu'nun tepesinden kil alıp insan şekli veriyor ve uzanmış kollarını bükemeyecek kadar zayıf bir adam tasarlıyor. Enki onun zayıf haline bakıp onu kralın hizmetine atıyor. Böylece dengelemiş oluyor 62-65 Ninmah başka bir özür sahibi insan tasarlıyor sürekli gözleri açık bir insan. Enki onu müziksel sanatlara atıyor. 66-68 Kayıp satırlara rağmen aynı doğrultuda devam eden bir faaliyet anlatıldığı anlaşılıyor. Ninmah olumsuz yapıyor Enki dengeliyor. TESPİT Ordinaryüs prof. Benno Landsberger makalesinde Sümer devleti için diyordu ki "Öyle teşkilâtlandırılmış bir memur devleti ki, hammalını, kırlarında Yukarıda incelediğimiz metin bu devlet teşkilatında ki bir anlayışıda yansıtıyor olabilir. Yani özür sahibi olan bireylere sahip çıkıp uygun mesleki sorumluluklar veren bir devlet anlayışına işaret ediyor olabilir. Çünkü bu metinleri okuyan sümer vatandaşları kendi kaderleri ve bedenleri üzerine düşünecekti. 69-71 Ninmah idrarını tutamayan birini tasarlıyor ve Enki ona bakıp onu sihirli suya batırarak yıkayıp vücudundaki "namtar" demon'u şeytani varlığı çıkartıyor. TESPİT Şeytan çıkarma ritüelinin varlığına işaret ediyor gibi ve şeytana karşı sihirli su kullanılıyor. 72-74 Ninmah'ın kısır olarak tasarladığı kadını, Enki kraliçe evine dokumacı olarak atıyor. TESPİT Sümer inancında demek ki meslekler kadermiş. 75-78 Ninmah ne penisi ne de vaginası olmayan birini tasarlayınca Enki onu Nibru'nun haremağası olarak atıyor ve kralın hizmetine veriyor. 79-82 Enki diyorki, ben senin yaratıklarının kaderini belirledim ve günlük ekmeklerini verdim. Şimdi de ben tarsarlayım sen kaderini belirle diyor. TESPİT günlük ödeme şeklini işaret ediyor olabilir. Para yerine yiyecek verilmiş oluyor. 83-101 Enki birden fazla özüre sahip birini tasarlar. Öyle bir insan tasarlamıştır ki Ninmah onunla ne konuşabilir, ne oturtabilir ne de ekmek yedirebilir. Ninmah derki senin yaratığın ne yaşıyor ne de ölü. O kendisine yardım edemez. 102- 110 Enki cevap verir Ben elleri zayıf adama kader tayin edip ekmeğini verdim, ben felana .... diye tek tek sayarken eksik satırlar karşımıza çıkıyor. 112 "Ninmah Enki'ye cevap verdi." diye yazıyor ve sonrasında boş satırlar . . 122-128 Eksik kısım anlam bütünlüğünü zedelese de Ninmah'ın uzun bir yakınma yaptığı görülüyor. Yakınma sırasında kullandığı sözlerden, Enki'nin su tanrısnın Ninmahtoprak ve doğum tanrıçası üzerindeki üstünlüğünden yakındığı anlaşılıyor. 129-139 Çok fazla eksiklik var ve Bişey söylemek zor. 140,141 "Ninmah büyük lord Enki'ye rakip olamazdı. Peder Enki, senin övgün tatlıdır" diye bitiyor. TESPİT Hem Su tanrısı hem de toprak tanrıçası her ikiside yaratma ve kader belirleme gücünde görülmelerine rağmen bilgeliğin Enki'de olduğu ve onun üstün olduğu gösterilmeye çalışılmış. TESPİT Muhtemelen Sümer rahipleri özür sahibi insanların niçin yaratıldığı sorusuna muhatap oluyordu. Bu sebeple de bu metni cevap içerecek şekilde yazmış olabilirler. Bu metin, özür sahibi insanlar niçin var, sorusuna karşılık içip sarhoş olan iki tanrının birbiriyle yarışması gibi bir cevap vermiş oluyor kanaatindeyim. Sümerlere göre Büyük yaratıcı tanrıça Namma muhtemelen sonsuz kabul edilen büyük okyanusun sahibiydi. Bu okyanusun içerisinde yeri ve göğü o var etmişti. Yerin ve göğün tanrılarınısorumlularını doğurmuştu/yaratmıştı. Sümerlerin tabletlerinde Namma'nın ismi nadiren geçer. Onların düşüncesine göre evrenin yönetimi , krallığı göğün muazzam tanrısı An'a verilmişti. Yani An isimli tanrıdan önce sadece tek bir tanrı vardı, büyük okyanusun sahibi Namma. Göğün tanrısına Sümer topraklarını işgal edip uzun süre yöneten Akadlar ise Anu demişti. Sitchin ise kitabında göğün tanrısını bir uzaylı kral olarak gösteriyor ve onun tahta geçmesinden önce gezegeninde "Kuzey - Güney savaşı" yaşandığı gibi bir kurgu sunuyor bizlere. III. Diğer Enki merkezli metinlerin genel tanıtımı ve linkleri Oracc isimli üniversiteler arası sümeroloji projesi ve ETCSL Elektronik Süer Külliyatı ikinci bölümde kısaca tanıtılmıştı ve saygınlıkları ortaya konmuştu. Bu bölümde Oracc'ın Enki hakkındaki Web sayfasında yazanlardan yararlanacağım. Oradan alıntılar yaparak elektronik Sümer Külliyatı üzerindeki, Enki merkezli metinleri kısaca tanıtacağım. Alıntıları sarı çevirisini ise mavi arka planla göstereceğim. 1. Enki and Ninhursaga Enki's role in making Mesopotamian lands fertile and in civilizing its cities is recounted in important Sumerian literary texts from the second millennium BCE. Enki and NinhursangaETCSL describes Enki's role in transformed the land around the salty marshes land of Tilmun near to Southern Mesopotamia into fertile, economically productive ground using sweet water from the abzu Enki'nin Mezopotamya topraklarını verimli hale getirme ve şehirlerini medenileştirme konusundaki rolü, ikinci binyıldan itibaren önemli Sümer edebiyat metinlerinde anlatılmaktadır. Enki ve Ninhursanga ETCSL Enki'nin rolünü, Tilmun'un güney Mezopotamya'ya yakın tuzlu bataklık arazisi etrafındaki araziyi, Abzu'dan tatlı su kullanarak bereketli, ekonomik olarak verimli bir zemine, dönüştürdüğünü anlatıyor. Bu metin için Oracc üzerinde S. N. Kramer referans gösterilerek yapılan diğer bir kısa açıklama şöyle Enki also had sexual encounters with other goddesses, particularly in the Sumerian myth Enki and Ninhursanga ETCSL Ninhursanga gives birth to the goddess Ninmu after sexual relations with Enki. Later in the myth Enki becomes gravely ill and Ninhursanga then gives birth to eight healing deities in order to cure him. Kramer and Maier 1989 22-30. Enki ayrıca, diğer tanrıçalarla, özellikle Sümer efsanesi Enki ve Ninhursanga'da ETCSL cinsel ilişkiye girmişti. Ninhursanga Enki ile cinsel ilişkiden sonra tanrıça Ninmu doğurur. Daha sonra efsanede Enki, ağır hastalığa olur ve Ninhursanga, onu iyileştirmek için sekiz şifa ilahını doğurur. Ninhursaga Toprak tanrıçasının isimlerinden biridir. Su ve toprak tanrıçasının cinsel ilişkisi anlatılmış. Sonrasında doğan kızlarından birisi çeşitli bitkiler yetiştirir. Enki bu bitkileri yer. Benim kanaatime göre Sümer rahipleri doğayı gözlemleyerek Su ve toprak tanrıları için bir mit oluşturmuşlar. Aşağıdaki linkten bu efsaneyi okuyabilirsiniz 2. Enki and Ninmah İkinci bölümde zaten tanıtmış olduk. 3. Enki and the Worl Order Enki's role as a creator of the world is described in Enki and the World Order ETCSL and his creator aspect becomes an increasingly prominent in later literature. Enki'nin dünyanın bir yaratıcısı olarak rolü Enki ve Dünya Düzeni'nde ETCSL tanımlanmıştır ve onun yaratıcı yönü daha sonraki literatürde giderek daha fazla ön plana çıkmaktadır. Aslında bu oldukça uzun bir metin ve Oracc çok kısa tanıtmış. Bu metini okursanız Enki'nin mezopotamyalılar için neden çok önemli olduğunu ve onların zihnindeki yerini daha iyi anlamış olursunuz. Metnin linki 4. Enki's Journey to Nibru Maalesef Oracc'ın kısa makalesinde bu metinden söz edilmemiş. Bu metinde geçen Nibru şehri tarihçilere göre Nippur şehridir. Enki bilindiği üzere Eridu şehrinin koruyucu tanrısı kabul edilir. Enlil ise tanrıların kralı olarak kabul edilmesinin yanında Nippur şehrinin koruyucu tanrısı olarak kabul edilmiştir. Efsaneye göre Enki kendisine gümüş ve değerli maden kullanarak bir tapınak inşa edip lapis lazuli ile süslemiş ve altın ile kaplamıştır. Efsanede bu tapınağa çokça övgü yapıldıktan sonra Enki'nin bir gemi hazırlayıp içine şölen için gereken malzemeleri koyup Nippur şehrine giderek orada tapınağının yapılışı şerefine verdiği ziyafeti şölen anlatılmaktadır. işte linki 5. Inana and Enki Enki and Inana ETCSL tells of a fight for power between Enki and Inana, the goddess of sex and war. Inana gets Enki drunk in order to steal the powers of civilization from him. Enki ve Inana metni, Enki ile seks ve savaş tanrıçası Inana arasındaki güç mücadelesini anlatıyor. Inana, medeniyetin gücünü ondan çalmak için Enki'yi sarhoş eder. Metnin linki Bu metinler Enki merkezli olan metinlerdir fakat diğer bir çok metinde de Enki'nin ismi geçer. Elektronik Sümer Külliyatındaki Enki'nin isminin geçtiği tüm metinleri bulmak ve okumak isteyebilirsiniz. Ya da Sümer metinlerinde herhangi birşeyi araştırmak isteyebilirsiniz. Bunun için aşağıdaki videoyu izleyerek ETCSL hakkındaki bilginizi artırmanızı ve gelişmiş aramayı öğrenmenizi tavsiye ediyorum
OKUYACAKLARINIZ SÜMER MİTOLOJİSİDİR. ANLATIM DİLİ SİZİ YANILTMASIN. ANLATIMDA ADI GEÇEN KAHRAMANLAR O ZAMANIN İNSANLARININ DOĞASAL GÜÇLERİ İNSANİ VASIFLARLA SINIFLANDIRMASIDIR. GÜNÜMÜZDEKİ TABLET OKUYUCULARININ BİZE SUNDUĞU ÇEVİRİLERDE BU MİTOLOJİK TARZIN GERÇEKMİŞ GİBİ SUNULMASI, OLAYLARIN ANLAŞILMASINI GÜÇLEŞTİRMİŞTİR. TABLETLERİ SİTEYE ALINTILARKEN, ALINTILADIĞIMI ONLARIN SUNDUĞUNUN GERÇEKMİŞ GİBİ DAVRANARAK CEVAPLAR VERMEYE ÇALIŞTIM. UNUTMAMALI Kİ TABLETLER KENDİ ANLAYIŞ VE ANLATIŞ İNANIŞ DAHİLİNDE ZEKARİYA SİCCİN ADLI ŞAHSIN TABLET ANLATMASIDIR. BİR ÇEŞİT TEVRAT ÖZETİ GİBİ SUNDUĞU BU ANLATIM, TEVRATA UYGUN BİR HALDE DİZAYN EDİLDİĞİ SU GÖTÜRMEZ BİR GERÇEKTİR. TEVRATTA YARATILIŞ KONUSU ANLATIMINDA DOĞASAL KUVVETİ SANKİ BİR İNSANMIŞ GİBİ SUNAR. BUNA BİR ÖRNEK VERECEK OLURSAK, 26 Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer’ yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.” Bu kısım Kuranda Melaikeye hayvanata-Nebata Ademe secde edin teslim olun ifadesiyle geçer. 27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. //Tevrat ayetlerinde yaratılan insana Kuran’da Rum Süresi 30 da nasıl davranacağı bildirilmiştir// Tevratta İnsanı, kendi suretim-iz-de/kendim-iz-e/yarata-lım <-çoğul ses/BİZ diyenler yaratalım derken, simasına benzer olarak değil! O’nu kendi SURETİMİZDE demekle, üstten, üstümüzden, üzerimizden, yüz-üst kısmı olan yer-yüzü toprağından yaratalım anlamındadır. İnsan mana olarak bu dört temel elementi üzerinde bedeninde taşır. Sima olarak değil… ŞİMDİ AYNI KONUYU KURANDAN DİNLEYELİM! Rum O halde yüzünü dine/mevcudiyete/ hanîf/GERÇEKÇİ/ olarak çevir. O Allah Tabiat fıtratına/yaratışına/ ki! İnsanları onun üzerine/suretine-doğal olarak/ yaratmıştır. Allah’ın/Tabiatın yaratmasında değişim bulunmaz. Dosdoğru dinANLAYIŞ budur. Yalnız insanların çoğu bilmezler. ŞİMDİ BAŞLAYABİLİRİZ. SÜMER TABLETLERİ – TANRI ENKİ’NİN SÖZLERİ 1. TABLET GÜNEŞ SİSTEMİNİN YARATILIŞ HİKAYESİ Okuyacaklarınız yaşamdan önce güneş sisteminin oluşmasının anlatımıdır. Bu kısımdaki Tanrılar diye adlandırılanlar gezegenlerdir. Güneş sisteminde olan bitenler, onların birbiriyle olan çarpışmaları ve galaksinin bu günkü düzenin oluşması gezegenlerin ağzından DOLAYLI anlatım olarak aktarılmıştır Fussilet Sonra duman halindeki göğe yönelerek ona ve yere, İsteyerek veya istemeyerek kaostan çıkıp gelin,’ dedi. Onlar da, İsteyerek geldik,’ dediler. Evrenin başlangıcı ve gezegenlerin nasıl yaratıldıklarının hikayesidir. Başlangıçta, yükseklerde göksel tanrılar gezegenler henüz isimlendirilmemişken ve aşağıda ki, sağlam zemin henüz çağrılmamışken, Apsu Güneş , onların ilksel vücuda getiricisi, boşlukta tek başına mevcuttu. Yukarının yükseklerinde göksel tanrılar henüz yaratılmamışlardı. Aşağının sularında göksel tanrılar henüz ortaya çıkmamıştı. Yukarıda ve aşağıda, tanrıların gezegenlerin hiçbiri vücuda gelmemişti; hiçbirinin adı yoktu, kaderleri belirlenmemişti. Saz bitmemişti, bataklıklar ortaya çıkmamıştı. Yapayalnız hüküm sürüyordu boşlukta Apsu Güneş. Derken onun rüzgarlarıyla ilksel sular birbirine karıştı, Apsu güneş sular üstüne ilahi ve hünerli bir büyü yaptı. Boşluğun derinliğinde derin bir uyku döktü. Hepsinin anasını Tiamat’ı Dünya’nın atası, Dünya’nın parçalanmadan önceki hali kendine eş olarak biçimlendirdi. Göksel ana, nasıl da sulak bir güzeldi o. Onun yanına Apsu, sonradan küçük Mummuyu Merkür oluşturdu, onu kendine haberci atadı; Tiamat’a hediye olarak sundu. Apsu eşine ışıltısı göz alan bir hediye verdi Parıldayan bir metal, ebedi altın,; yalnızca onun olacaktı. İşte o zaman bu ikisinin suları birbirine karıştı, tam ortalarında ilahi çocuklar şekillendi. Bu göksel varlıklar erkek ve dişi yaratıldılar; Lahmu Mars ve Lahamu Venüsadlarıyla çağrıldılar. Aşağıda, Apsu ve Tiamat onlara bir mesken yaptı. Onlar yaşlanmadan önce tayin edilmiş bir boyuta göre boyca; yukarının sularında Anşar Satürn ve Kişar Jüpiter biçimlendi. Kardeşlerini bastırıyorlardı boyca. Bu ikisi bir göksel çift olarak biçimlendirilmişti; Uzak göklerdeki bir oğul olan Anu Uranüs onların varisiydi. Sonra Antu, ona eş olsun, diye; Anu’nun eşiti olarak vücuda getirildi, yukarı suların sınırı oldu meskenleri. İşte aşağıda ve yukarıda üç göksel çift, derinliklerde böyle yaratıldı. Bu adlarla bilindi Apsu’nun, Güneşin Mummu Merkür ve Tiamat Dünyanın ilk hali ile birlikte kurduğu aile. O sırada Nibiru daha hiç görünmemişti, Dünya henüz vücuda gelmemişti. Göksel sular birbirine karışmış haldeydi daha, dövülmüş bilezik ile birbirinden ayrılmamıştı. O sırada daha tam olarak biçimlenmemişti turlar, tanrıların gezegenlerin kaderleri kesin olarak emredilip ilan edilmemişti. Bu göksel akrabalar birleşip gruplaştılar; usulleri ortalık karıştırıcıydı. Apsu Güneş onların usullerini tiksindirici gördü. İleri geri gidip gelirken Tiamat’ı rahatsız ettiler, gezegenler yörünge oluşturmaya çalışırken oluşan kaos giderek öfkelendi ve kızdı. Yanı başında yürüyecek bir kalabalık uydular oluşturdu, Apsu’nun oğullarına karşı kükreyen, ileri atılan bir ordu uydular ortaya çıkardı. Ayrıca bu türden on bir tane on bir uydusu oldu doğurdu; ordusunu oluşturanlar arasında, ilk doğan olan Kingu’yu Ay’ın atası baş yaptı. Göksel tanrıların kulağına gittiğinde bu, toplandılar aceleyle. Kingu’yu yüceltmiş, ona An komutanlığı rütbesi vermiş, dediler birbirlerine. Göğsüne bir kader tableti tutturmuş, kendine has turu olsun demiş. NİBİRU GEZEGENİ ORTAYA ÇIKIYOR Tanrılara karşı savaşmasını söylemiş evladı Kingu’ya. Kim karşı duracak Tiamat’a, diye sordu tanrılar birbirlerine. Hiç biri turundan vazgeçip öne çıkmadı, hiç biri böyle bir savaşa uygun silahla donanmamıştı. Tam o sırada, derinin kalbinde uzak bir sistemde bir tanrı gezegen ortaya çıktı. Bir kısmetler odasında, bir kaderler yerinde doğmuştu. Hünerli bir yaratıcının elinden çıkmıştı; kendi güneşinin oğluydu o. Doğduğu yer olan derin’den aceleyle fırlayıp ailesinden ayrıldı bu tanrı gezegen Yanında yaratıcısından bir armağan olan yaşam tohumunu taşıyordu. Yolunu boşluğa çevirdi; yeni bir kader arıyordu. Boşlukta gezinen bu göksel varlığı ilk gören, hep izleyen Antu Uranüs’ün ikizi, sonradan muhtemelen Nibiru’nun uydularından biri oldu Ne cezbediciydi bu, bir ışıltı yaymaktaydı. Gidişi tanrılara layıktı, rotası çok ama çok genişti. Tüm tanrılar arasında en ulusuydu o, hepsinin turundan büyüktü turu. Onu ilk gören Antu oldu; memelerini emmemişti hiç bir çocuk uydusu yoktu. Gel oğlum ol diye seslendi ona. Anan olayım senin. Ağını fırlattı ve ona hoş geldin, diyerek rotasını amaca uygun kıldı. Antu Nibiru’nun uydusu oluyor Onun bu sözleri yeni gelenin kalbini gururla doldurdu; onu emzirecek olan yüzünden, mağrurdu. Başı boyca iki kat büyüdü; yanı başından dört uzuv filizlendi. dört uydusu oldu Kabul anlamında kıpırdadı dudakları; aralarından tanrısal bir alev fışkırdı ileri doğru.yerçekimi etkisiyle oluşan elektromanyetik gerilim Rotasını Antu’ya çevirdi, kısa süre sonra yüzünü Anu’ya uranüs gösterecekti. Anu onu gördüğünde, oğlum, oğlum diyerek bağırdı coşkuyla. Seni önderliğe atayacağım, yanı başında bir ordu hizmetkarların olacak. Adın Nibiru ola, sonsuza dek bilinecek bir geçiş. Saygıyla eğildi Nibiru’ya, yüzünü Nibiru’nun geçişine çevirdi. Ağını yaydı ve Nibiru için dört hizmetkar ortaya çıkardı. Nibiru Üranüs’ün dört uydusunu çalıyor Yanı başında ordu şunlar olacaktı güney rüzgarı, kuzey rüzgarı, doğu rüzgarı, batı rüzgarı. Kalbi neşe ile dolan Anu, atası Anşar’a Satürn- Uranüs geçmişte muhtemelen Satürn’ün bir uydusuydu Nibiru’nun gelişini duyurdu. Haberi işiten Anşar Satürn hemen yanı başındaki Gaga’yı pluton haberci olarak ileri yolladı ki; Anu’ya bilgece sözler götürsün, Nibiru’ya bir görev versin. Yüreğinden geçenleri söylemesi ve Anu’ya şöyle demesi için Gaga’yı görevlendirdi. Bizi doğuran Tiamat Dünyanın devasa eski hali şimdi tiksinmekte bizden, savaşçı bir ordu kurdu, kuduruyor öfkesinden. Tanrılara, çocuklarına karşı duran on bir savaşçı yürüyor yanı başında, Dünya’nın atası Tiamat’ın o zamanlar on bir uydusu vardı Aralarında Kingu’yu yüceltti; onun göğsüne bir kader tutturdu haksız yere. Onun ağusuna direnebilecek tanrı yok içimizde, ordusu korku saldı içimize. NİBİRU GEZEGENİ TİAMAT GEZEGENİNE DOĞRU GÜNEŞ SİSTEMİNE ÇEKİLİYOR İntikamcımız olsun Nibiru. Tiamat’ı yene, yaşamlarımızı kurtara. Ona bir kısmet biç; öne çıkıp kudretli düşmanımızla yüzleşsin. Gaga Anu’ya doğru yola çıktı; Anu’nun huzurunda eğilip saygıyla, Anşar’ın sözlerini tekrarladı. Anu da Nibiru’ya atasının sözlerini tekrarladı; Gaga’nın mesajını ona açıkladı. Nibiru bu sözleri şaşkınlıkla dinledi; çocuklarını yiyip yutacak olan ananın hikayesine kulak verdi merakla. Demeye gerek yok, yüreğinde zaten vermişti kararı, Tiamat’a karşı duracaktı. Ağzını açıp Anu’ya ve Gaga’ya şöyle dedi Tiamat’ı yenecek, yaşamlarınızı kurtaracaksam, kaderimi en üstün kılacak bir mecliste toplansın tanrılar. Mecliste karar alsın tanrılar; beni önder yapsınlar ve buyruğuma boyun eğsinler. Lahmu mars ve Lahamu Venüs bunu duyduklarında elemle haykırdılar Ne tuhaf bir talep, anlamı hiç anlaşılmıyor. Böyle dediler. Kısmetleri açıklayan tanrılar birbirlerine danıştılar; Nibiru’yu intikamcıları yapmaya karar verdiler hep birlikte, ona yüceltilmiş bir kader emrettiler. Bugünden itibaren, buyruklarına meydan okunmaz ola, dediler ona. Aramızdan hiç bir tanrı senin sınırlarını çiğnemeyecek. Git Nibiru, intikamcımız ol. Tiamat’a doğru yol alması için ona prenslere yakışır bir tur biçimlendirdiler; Nibiru’ya hayır duaları ettiler, Nibiru’ya dehşetli silahlar verdiler. Anşar Satürn, üç rüzgar daha çıkarttı Nibiru’dan Kötü rüzgar, kasırga ve dengi olmayan rüzgar. Kişar jüpiter onun bedenini yalazlayan alevle doldurdu; Tiamat’ı sarıp sımsıkı tutacak bir ağla. GÖKSEL SAVAŞ BAŞLIYOR Böylece savaşa hazırlanan Nibiru yolunu çevirdi doğru Tiamat’a. Şimdi bu, göksel savaşın ve Dünya’nın nasıl ortaya çıktığının ve Nibiru’nun kaderinin hikayesidir. Efendi ilerledi, kaderi olan yolunu izledi, Öfkeli Tiamat’a çevirdi yüzünü, dudaklarıyla bir lanet okudu. Koruyucu örtü olsun, diye nabız ve ışıltıyı giyindi; başı ürkütücü bir ışıltıyla taçlandı. Sağına bel açan’ı ve soluna defedici’yi uyduları aldı. Yardımcılar ordusunu, o yedi rüzgarı bir kasırga gibi önden saldı. Öfkeli Tiamat’a doğru hızla yol alırken savaş için haykırmaktaydı. Tanrılar onun etrafına üşüştüler ve sonra yolundan çekildiler. Tiamat’ı ve onun yardımcılarını taramak; onun ordusunun komutanı Kingu’nun planını anlamak için tek başına ilerliyordu. Muzaffer Kingu’yu görünce görüşü bulandı; bu canavarları görünce yönü şaştı; rotası yerinden oynuyordu, işleri karışmıştı. Tiamat’ın çetesi onun çevresindeydi sımsıkı, dehşetle titriyorlardı. Tiamat’ta köklerine dek sarsıldı, kudretle kükredi. SAVAŞI NİBİRU KAZANIYOR Nibiru’ya bir lanet yolladı; onu tılsımlarıyla sarıp sarmaladı. Aralarındaki mesele artık kesin, çarpışma kaçınılmazdı. Tiamat ve Nibiru, birbirlerine doğru ilerlediler, yüzyüze çarpışmak için bastırdılar, göğüs göğüse savaşmaya hazırlandılar. Efendi onu yakalamak için ağını yaydı, aklı başından gitmişçesine haykırdı Tiamat. Nibiru kötü rüzgarı, en arkadakini onun yüzüne doğru fırlattı. Kötü rüzgarı ileri sürdü ki, Tiamat ağzını açıp onu yutmaya kalkınca kapayamasın dudaklarını. Derken şiddetli fırtına rüzgarları göbeğine saldırdı; bedeni ayrıldı, iç kısımları uluyordu, ağzı kocaman açıldı. Nibiru oraya, bu gediğe bir ok, en ilahi şimşeği fırlattı, bu ok Tiamat’ın göbeğini yarıp açtı içini parçaladı, rahmini yardı. Tiamat parçalanıyor Onu böyle alt edip yaşam nefesini işte böyle söndürdü. Nibiru bu cansız cesedi taradı, Tiamat artık katledilmiş bir leş gibiydi. Cansız yatan hanımlarının yanı başındaki on bir yardımcısı korkudan titriyorlardı. Nibiru’nun ağına takıldılar, kapana kısılmışlardı, kaçamadılar. Nibiru Tiamat’ın uydularını çalıyor Tiamat’ın bu orduya baş atadığı Kingu ay da onların arasındaydı. Efendi onu prangalara vurdu, cansız hanımına bağladı. Kaderler tabletini haksız yere verilen Kingu’dan çekip aldı, üstüne kendi mührünü basıp kaderi kendi göğsüne tutturdu. Tiamat’ın çetesinden kalanları esir aldı, kendi turu içinde düşürdü onları tuzağa. Ayaklarının altına alıp ezdi, parçalara ayırdı. Hepsini kendi turuna bağladı; hepsi onun çevresinde, gidişinin tersi yönde dönecekti bundan böyle. Sonra savaş meydanından ayrıldı Nibiru. Ona bu görevi veren tanrılara duyuracaktı zaferi, Apsu güneş etrafında bir tur atıp Kişar ve Anşar’a doğru yol aldı. Gaga onu karşılamaya çıktı, bir müjde taşıyarak diğerlerine doğru ilerledi. Anu ve Antu’nun ötesine, derinde ki meskene doğru yola koyuldu Nibiru. Cansız Tiamat’ın ve onun Kingu’sunun kısmeti üzerinde düşündü. Boyun eğdirdiği Tiamat’a geri döndü efendi Nibiru. Ona doğru ilerleyip onun cansız bedenini seyretmek için durakladı. Canavarı maharetle ikiye ayırmayı planlamıştı yüreğinde. TİAMAT NİBİRU TARAFINDAN PARÇALANIYOR. Dünya doğuyor.. Sonra bir midye gibi, göğsünden alt kısımlarına dek onu iki parçaya ayırdı. İç damarlarını parçaladı; altın damarlarına hayranlıkla baktı. Tiamat’ın arka kısmını ezdi efendi, üst kısmını tamamen kopardı. Kuzey rüzgarını, yardımcısını çağırdı yanına. Ve kopan başını bu rüzgar tarafından boşluğa taşınmasını emretti. Nibiru’nun rüzgarı Tiamat üstünde toplandı, onun açığa akan sularını süpürdü. Nibiru bir yıldırım fırlattı ve kuzey rüzgarına işaret verdi; Tiamat’ın üst kısmı bir parlaklığın içinde, bilinmeyen bir bölgeye taşındı. Onunla birlikte Kingu’da sürülmüştü; kopartılan parçaya yoldaşlık edecekti. Ardından Nibiru, alt kısmın kısmetini belirledi Savaş meydanını belirten kutsal bir yer, göklerde sürekli bir hatırlatıcı; savaşın ebedi hatırası kılmak istiyordu bunu. Topuzuyla bu alt parçayı döve döve ayırdı parçalara, dövülmüş bileziği oluştursunlar diye getirip onları dizdi bir araya, bekçilik etsinler, diye onları yerleştirdi ki suları sulardan ayıran bir perde oluştursun. Semanın üstündeki yukarı suları, asteroid kuşağı gezegen gruplarını birbirinden ayırdıaşağısında ki aşağı sulardan ayırdı. Ve Nibiru sanatkarane işlerini böylece tamamladı. Sonra efendi göğü geçti ve bölgeleri taradı. Apsu’nun güneş mekanından başlayıp Gaga’nın Plüton meskenine dek boyutları ölçtü. Sonra derinin kıyısını inceledi Nibiru; bakışlarını doğduğu yere doğru dikti. Durakladı, tereddüt etti ama sonra yavaşça, semanın perdesine, savaş meydanına geri döndü. Tekrar Apsu’nun bölgesinden geçerken, Güneş’in artık kayıp olan eşini düşündü pişmanlıkla. Tiamat’ın yaralı yarısına baktı; dikkatini onun üst kısmına yöneltti; ziynetleri olan yaşam suları hala yaralarından akmaktaydı. Altın damarlarından Apsu’nun ışınları yansımaktaydı. Derken Nibiru yaratıcısının mirasını, yaşam tohumunu hatırladı. Tiamat’ın üstüne yürüdüğünde, onu ikiye parçaladığında ona bu tohumu kesinlikle aktarmış olmalıydı. Sözleriyle Apsu’ya güneşe seslenip şöyle dedi. Isıtan ışınlarınla onun yaralarına şifa ver. Kırılan parça yeniden hayat bulsun, ailende kız evladın olsun. İzin verde sular tek yere toplansın, sağlam zemin belirsin. KALICI YÖRÜNGELER OLUŞUYOR Apsu dedi ki; Ona sağlam zemin diyelim, bundan böyle kitabı mukaddes olarak biline. Dönmesiyle oluşsun gün ve gece, gündüzleyin ona şifalı ışınlarımdan göndereyim. Kingu’da gece yaratığı ola, Ayda Dünyanın parlak uydusu ola görev vereyim ki geceleri ışık saçarak Dünya’nın yoldaşı sonsuza dek Ay ola. Nibiru Apsu’nun sözlerini işitti, memnundu. Göğü geçti ve bölgeleri taradı; onu yücelten tanrılara kalıcı duraklar bahşetti. gezegenlerin kalıcı yörüngeleri oluşuyor Nahl S, 12. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O’nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. Fatır S, 13. Allah Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar; güneşi ve ayı emre amade kılmıştır, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İşte bunları yaratıp düzene koyan Allah sizin Rabbiniz’dir; mülk O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise, bir çekirdeğin incecik zarına’ bile malik olamazlar. Turlarını birbirlerinin yoluna çıkmayacak veya birbirlerinden geri kalmayacak şekilde mukadder kıldı. Göksel kilitleri sağlamladı; her iki yana kapılar kurdu. Kendisine en dıştaki evi mesken olarak kurdu; boyutları Gaga’nın ötesindeydi. Kaderi olacak büyük turu hükmetmesi için yalvardı Apsu’ya. Tüm tanrılar kendi duraklarından seslendiler Nibiru’nun hükümranlığı üstün ola. O tanrıların gezegenlerin en parlağıdır, o gerçekten de Güneş’in oğludur. Kendi meskeninden konuşup Apsu onayladı. Enbiya S, 30. O inkar edenler görmüyorlar mı ki başlangıçta göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? Gök ve yerin geçişi Nibiru’nun elindedir, adı geçiş olacak. Tanrılar ne yukarı ne aşağı geçecekler, Merkezi konumda o olacak, tanrılara çobanlık edecek. Onun turu bir şar üç bin altı yüz yıl olacak, kaderi ise sonsuz ola. Fussilet Sonra duman halindeki göğe yönelerek ona ve yere, İsteyerek veya istemeyerek kaostan çıkıp gelin,’ dedi. Onlar da, İsteyerek geldik,’ dediler. Ayetteki bildiride yere ve göğe derken sadece DÜNYA ve GÖKYÜZÜ olarak düşünmeyin! Bu ayet aynı zamanda tüm evrenin yaratılışının bildirisidir. Bunu 7 kez geriye dönük olarak düşünün. Ayetteki ifade 7 evrenin ilk yaratılması haline kadar gerisin geriye giden, ardı ve önü açık bir ifadedir. O, biri diğeriyle tam bir uyum içinde yedi 7 gök evren yaratmış olandır. Rahman ın yaratmasında hiçbir çelişki ve uygunsuzluk göremezsin. İşte gözü teleskobu her yöne çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. Mülk Suresi, 3-4 İşte gözü teleskobu her yöne çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık görüyor musun? Ayetler özelliklede evrenin yaratılışı ile ilgili olan ayetler bir sınırlama içinde değildir. Şimdiki zamandan ilk zamana kadar gerisin geriye giden bir ifadeye sahiptir. Sümerler, kendi zamanlarından sonraki tüm kuşakların ilgisini çekmiş yüksek bir medeniyet sahibi toplumdur. Ülkesine göre değişen eğitim-tarih hakkında çok az bilgi verilen bir medeniyettir. Neden okullarda zorunlu bir ayrıcalığı yok? İnsanların dinsizleş mesinden mi korkuyorlar yada insanların bazı şeyleri sorgulamasından mı endişe ediyorlar? Bu tabletlerin uygar insana kadar saklanmasının hiçbir önemi yokmudur? Oysa Tabletlerin günümüz insanına kadar saklanmasının geçmişte olan olayların açığı çıkmasını zaten tabletleri yazanlarda istemişler. Sümerlerin tüm dünyada bu kadar öne çıkması ama haklarında yeterli bilgi verilmemesi sizcede şüpheli bir durum değilmidir? Onların tabletlerinde güneş sisteminin yaratılışının bulunması bilim adamları tarafından anlatılmadığı içinmi önemsiz gibi duruyor? Nibiru denilen gezegende yaşayan halkın, iklimin bozulması sonucu, atmosferi düzeltmek için araştırmalara girmesi, bazı işlemler sonucunda da düzelmeyen atmosferin onarılması için diğer gezegenlerde çare aranması, asteroid kuşağı ötesinde, Dünya’nın da içlerinde bulunduğu gezegenlerde, atmosferi düzeltmek için gerekli olan altının bulunduğunun keşfedilmesi, bu arada da yaşadıkları iktidar savaşları anlatılmaktadır. Anlatımda savaşlardan yorgun düşen Nibiru halkının çareyi küresel barışta bulmasıda dikkat çekicidir.. Tabletlerde Anlatıcı Enkidir. Enki Kral Anu’nun cariyeden doğmuş olan oğludur. Anunun ilk oğlu olan Enki cariyeden doğduğu için yasal varis değildir. Anunun yasal eşinden daha önce doğum yapmış Enkinin annesi cariye konumunda olduğu için, kendisinden sonra yasal bir anneden Kralın ilk eşinden doğmuş olan Enlil yasal veliahttır. Kral Anunun 3 çocuğu olduğunu görmekteyiz. Bunlar Enki-Enlil ve birde kızkardeşleri Ninharsag’tır. Tabletlerde fazlasıyla kafa karışıklığına sebep olan isimlerden bazılarının akılda kalması için bu ayrıntılara dikkat ediniz. Marduk Enki’nin oğludur. Ninharsag Anu’nun kızı ve başka anneden olma Enki ve Enlil’in kız kardeşidir. Enlil Ninharsag ile evlenir. Tanrılar Anunakiler da evlilikler hep bu şekilde olmaktadır. Kız kardeş, yiğen yada torunları hatta kızları ile evlenmektedirler. Ninurta, İşkur ve Nannar Enlil’in, Nergal, Gibil, Ningişzidda ve Marduk Enki’nin oğludur. Kral Anunun çocukları 1-Enki 2-Enlil 3-Ninharsag 1-Enkinin çocukları Nargal-Gibil-Ningişzidda- Marduk Melez olarakta Adapa 2-Enlilin çocukları Ninurta-İşkur-Nannar 3-Ninharsagın çocukları Enlille olan ilişkisinden NANNAR doğmuştur. Sonradan Enki’ dende olan ilişkisinde 2 kız çocukları vardır. Bize göre en önemli anneliği Adamu’dur. Adamu ise bizim için çok önemli bir Evlattır…. Sonradan birde ADAPA ile tanışacaksınız. Adapa ise Enlinin ADAMUDAN devam gelen soydan doğan bir kız çocuğuyla olan ilişkisinden doğandır. Şimdi Tabletleri okumaya başlayalım.. * TANRILARIN KENDİ İÇ SAVAŞI UĞRUNA DÜNYA DA NÜKLEER VE KİMYASAL SİLAH KULLANMASI, ANCAK RÜZGARIN HESAPLANAMAMASI Nibiru 12. gezegen olduğu varsayılan gezegen da hüküm süren Anu’nun ilk oğlu, efendi Enki’nin sözleri. İçim sıkkın, ağıtlar yakıyorum; kalbimi acıyla dolduran ağıtlar bunlar. Diyara nasıl da indi darbe; halkı Kötülük Rüzgarına teslim edildi, ahırları terkedildi, ağılları boşaldı. Şehirler nasıl da şamar yedi; Kötülük Rüzgarı’yla vurulmuş sakinleri ölü bedenler gibi üst üste yığıldı. Tarlalar nasıl da darmadağın; Kötülük Rüzgarı’nın dokunduğu bitkiler kupkuru kaldı. Nehirler nasıl da bela gördü; artık içlerinde hiç bir şey yüzmüyor, ışıldayan duru suları ağulandı. Siyah saçlı halkı Şumer’i boşalttı; tüm yaşayanlar gitti; davarları ve koyunları Şumer’i boşalttı; foşurdayarak boşalan sütun tınısı sessiz. O muhteşem şehirlerinde şimdi yalnızca rüzgar uğulduyor; tek koku ölüm. Başı göğe yükselen tapınak Tanrıları tarafınan boşaltıldı. Efendilik ve krallık komutasından eser yok artık; asa ve taç gitti. Bir zamanlar yemyeşil ve yaşam verici olan iki büyük nehrin kıyılarında Dicle ve Fırat yaban otları bitti. Ana yollara çıkan yok, yol iz sorup arayan yok; yıldızı parlayan Şumer terk edilmiş bir çöl oldu. Diyara, Tanrıların ve insanların yuvasına nasıl da darbe indi. O ülkenin üstüne, insanoğlunca bilinmemiş bir afet çöktü. İnsanoğlunun daha önce hiç görmediği, görse zaten canlı kalamayacağı bir bela geldi. Batıdan doğuya tüm topraklara, dehşetin darmadağın eden yetkisi yerleşti. Şehirlerindeki Tanrılar Anunakiler insanlar kadar çaresizdi. Uzaktaki bir ovada bir fırtına, bir Kötülük Rüzgarı doğdu; yolu üstüne Büyük Afet’i yerleştirdi. Batıda doğan ve ölüm saçan bir rüzgar yolunu doğuya çevirdi, rotasını kısmet belirledi. Tufan gibi yutucu, suyla değil ama rüzgarla yıkan; gel git dalgasıyla değil ama zehirli havayla boğan bir fırtına. Duhan Süresi 10,11. Artık sen, göğün, insanları bürüyecek apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle! Bu, elem verici bir azaptır. Kader değil kısmet tarafından oluşturuldu; meclisteki büyük Tanrılar Yetkili Anunakilier Büyük Afet’e sebep oldular. Enlil Anu’nun 2. oğlu ve Ninharsag Enlil’in ilk eşi, ilk ana ve aynı babanın çocuklarıdır izin verdi buna; dursun, diye yalvaran bir tek bendim. Göğün emrettiğini kabul etmeleri için gece gündüz delil gösterdim ama nafile! Enlil’in savaşçı oğlu Ninurta ve öz oğlum Nergal büyük ovadaki silahları nükleer silahlar önce zehirleyip sonra da serbest bıraktılar. Parlaklığın patlamanın ardından Kötülük Rüzgarı’nın geleceğini bilemedi diye şimdi acıyla ağlaşıyorlar. Ölüm saçan fırtınanın batıda doğup yolunu doğuya çevireceğini kim öngörebilirdi ki diye inliyorlar şimdi Tanrılar. Demekki Tanrı değil çaresiz birer kullar. Kendilerini Tanrı olarak tanımlamaları sahip oldukları uzun hayat yaşamanın getirdiği bir üstünlük. Ayrıca ileride göreceksiniz ki bilimsel olarak ve teknolojik olarak çok üstün bir ayrıcalıkları var.. Kutsal şehirlerindeki Tanrılar, Kötülük Rüzgarı yolunu Şumer’e çevirince inanmaz gözlerle kalakaldılar. Tanrılar birbiri ardınca şehirlerinden kaçtılar, tapınaklarını rüzgara terk ettiler. Zehirli bulutlar yaklaşırken, şehrim Eriduda bunu durdurabilecek hiç bir şey yapamazdım. Halka, açık steplere kaçın talimatını verdim; eşim Ninki ile ben de şehri terk ettim. Şehri Nippur’da, Gök-Yer Bağı’nın yerinde Enlil bunu durdurabilecek hiç bir şey yapamazdı. Kötülük Rüzgarı Nippura saldırmaktaydı; Enlil ve eşi göksel sandalına binip aceleyle uzaklaştılar. Urda Şumer’in krallık kentinde, Nannar yardım etsin, diye babası Enlil’e seslenmekteydi. Göğe doğru yedi basamakla yükselen tapınağın yerinde, Nannar kısmetin yetkisine kulak asmayı reddetti. Sebebim olan babam, Ur’a krallık bahşeden büyük Tanrı, Kötülük Rüzgarını geri çevir, diye yakardı Nannar. Kısmetleri emreden Büyük Tanrı, Ur’a ve halkına kıyma ki seni övmeye devam etsinler, diye yalvardı Nannar. Enlil oğlu Nannar’ı yanıtladı Asil oğul, senin o muhteşem şehrine krallık sunulmuştu; sonsuz bir saltanat sunulmamıştı. Eşin Ningali tutup kolundan kaçın şehirden! Kısmetleri emreden Komutan olan ben bile, şehrin kaderini eğip bükemem. Kardeşim Enlil işte böyle konuştu; heyhat, heyhat, bu bir kader değildi. Tanrıların ve Dünyalıların başına çöken tufandan beridir en büyük afetti; heyhat, bu bir kader değildi! Tufan olayından sonra en önemli afet !! * NÜKLEER VE KİMYASAL SALDIRI ASLINDA MARDUK’A KARŞI YAPILIYOR, MECLİS BU YÖNDE KARAR ALIYOR Büyük Tufan mukadderdi ama ölüm saçan bulutla gelen Büyük Afet mukadder değildi. Bozulan bir yemin ve mecliste alınan bir karardı sebebi; Dehşet Silahları tarafından yaratıldı. Kader sebebiyle değil, bir karar sonucunda salınmıştı zehirlenmiş silahlar; bilerek atıldı zarlar. O iki oğul yıkımı, ilk oğlum Marduka karşı yönelttiler; kalpleri intikam duygusuyla doluydu. Hükümranlığa yükselmek Marduk’un hakkı değil, diye bağırdı Enlil’in ilk oğlu; silahlarla O’na karşı koyacağım, dedi Ninurta. İnsanlardan bir ordu kurdu, Babili Babil Dünyanın göbeği, diye ilan etti! diyerek bağırdı Marduk’un kardeşi Nergal. Büyük Tanrıların meclisinde ağızdan ağıza zehir zemberek sözler yayıldı. Gece gündüz karşı çıkan sesimi yükselttim, esenlik tembihledim, telaşa taraf olmadım. İnsanlar ikinci kez onun göksel imgesini yükselttiler, bu karşı çıkış niçin sürmekte, diye yalvardım. Tüm aygıtlar kontrol edildi mi? Göklerde Marduk’un Enkinin oğullarından biri çağı gelip erişmedi mi, diye bir kez daha sordum. Öz oğlum Ningişzidda göğün işaretlerini başka yorumladı; Marduk’un ona yaptığı haksızlığı, kalbinde asla affetmediğini biliyordum. Enlil’in Dünya’da doğan oğlu Nannar da merhamet etmedi. Kuzey şehrindeki tapınağımı Marduk kendine mesken edindi, dedi. Enlil’in en küçük oğlu İşkur cezalandırma talep etti; topraklarımdaki halkı kendi peşinden gelmeye zorladı, dedi. Nannar’ın oğlu Utunun gazabı Marduk’un oğlu Nabuya yönelmişti Göksel Arabalar yerini ele geçirmeyi denedi. Hava araçlarının üssü Utu’nun ikizi İnanna hepsinden çok öfkeliydi; sevdiceği Dumuziyi Temmuz öldürdüğü için hala Marduk’un cezalandırılmasını talep ediyordu. Tanrıların ve insanların anası Ninharsag Kral Anu’nun kızı bakışını çevirdi Marduk niçin burada değil, dedi sadece. Öz oğlum Gibil karamsarlıkla yanıtladı Marduk tüm ricaları bir kenara koydu; göklerin işaretlerine Yıldızların dönüşümü göre üstünlüğünü iddia etti! Ancak silahlarla durdurulabilecek bu Marduk, diye bağırdı Enlil’in ilk oğlu Ninurta. Gök arabalarının yerinin korunmasıyla ilgiliydi Utu; Marduk’un eline düşmemeli, dedi. Aşağı Bölgenin efendisi Nergal vahşice talep etmekteydi İzin verin de yok etmek için şu eski Dehşet silahları onlar dehşet yada korku silahı derken, biz nükleer silah diyoruz kullanılsın. İnanılmaz gözlerle öz oğluma baktım Kardeşin kardeşe karşı dehşet silahlarını kullanmayacağına yalan yere mi yemin etmişti? Rıza yerine sessizlik vardı. Sessizliğin içinde Enlil ağzını açtı Cezalandırılmalı; kötülük yapanlar kanatsız kuşlara döndürülmeli. Marduk ve Nabu bizi mirasımızdan yoksun ediyor; izin verin de onlarda Gök Arabalar yerinden yoksun kalsınlar! O yeri kavurup yok edelim, diye bağırdı Ninurta; Kavuran ben olayım! Heyecanlanan Nergal ayağa kalkıp bağırdı Kötülerin şehirleri de altüst edilmeli. Günahkar şehirleri, izin verinde ben yok edeyim; bırakın adım bundan böyle Yok Edici olsun. Tarafımızdan oluşturulan Dünyalılara zarar gelmemeli; günahkarların yanında doğrular da yanma malı, diye gürledim. Dünyalıların Yaratılmasındaki yardımcım Ninharsag da onayladı; mesele yalnızca Tanrılar arasında çözülmeli, insanlara zarar gelmemeli. * ANU SON KARARI VERİYOR DEHŞET SİLAHLARI KULLANILSIN Göksel meskenindeki Anu bu tartışmaları dikkatle dinliyordu. Kısmetleri belirleyen Anu sesini Göksel Mekanından işittirdi İzin verin de Dehşet Silahları bu defalık kullanılsın, roket gemiler yeri yok edilsin, insanlara kıyılmasın. Enlil kararı böyle duyurdu Ninurta, Kavurucu ve Nergal de Yok Edici olsun. Onlara Tanrıların sırrını açıklayacağım; onlara dehşet silahlarının saklandığı yeri göstereceğim. Biri benim biri onun olan iki oğul, Enlil’in iç odasına çağırıldı. Nergal yanımdan geçerken gözünü kaçırdı. Heyhat diyerek sessizce haykırdım; kardeş kardeşi vuracak! Önceki zamanların tekrarlanması mı vardı kaderde? Niburudaki savaş halinin tekerrürü-bu tekerrür yasasını tabletlerde ara sıra göreceksiniz Enlil onlara eski zamanlara ait bir sırrı açıklıyordu; Dehşet Silahları’nı onların ellerine teslim ediyordu. Dehşetle kaplı bir parlaklığı serbest bıraktılar; dokundukları her şey toz yığınına döndü. Moleküler parçalama Dünya da kardeş kardeşe karşı durmayacak, hiç bir bölgeye zarar verilmeyecek, diye yalan yere yemin etmişlerdi. Yemin bozulmuştu işte, kırılmış kavanoz gibi işe yaramaz parçalara bölünmüştü. Coşkulu bir neşeyle dolan iki oğul hızlı adımlarla Enlil’in odasından çıktılar, silahlar için yola koyuldular. Diğer Tanrılar şehirlerine geri döndüler; hiç birinin kendi afetine dair bir önsezisi yoktu. ANUNAKİLERİN GEZEGENİ NİBİRU Önceki zamanların ve Dehşet Silahları’nın hikayesidir. Önceki Zamanlardan önce başlangıç; Eski zamanlarda tanrılar Dünya’ya geldiler ve Dünyalıları insanları oluşturdular. Ondan önceki zamanlarda tanrıların hiçbiri Dünya’da değildi, Dünyalılarda henüz biçimlendirilmemişti. Önceki Zamanlarda tanrıların evi kendi gezegenlerindeydi; adı Nibirudur. Büyük bir gezegen, ışıltısı kırmızımsı olan Nibiru, Güneş etrafında uzun bir tur atar. Bir süre için Nibiru soğukla örtülür; turunun diğer yarısında Güneş onu güçlüce ısıtır. Nibiru’yu kalın, volkanik patlamalarla sürekli beslenen bir atmosfer sarar. Bu atmosfer her türden yaşamı destekler; onsuz ancak ölüm olacaktı! Soğuk döneminde, Nibiru’nun iç ısısını, sürekli yenilenen sıcak bir palto gibi gezegenin çevresinde tutar. Sıcak döneminde, Nibiru’yu Güneş’in kavurucu ışınlarından kalkan gibi korur. Yağmurları tam ortasında tutar ve bırakır; gölleri ve dereleri kabartır. Atmosferimiz yemyeşil bitkileri besler ve korur; sularında ve topraklarında her türden yaşamın fışkırmasına neden olur. ANNUNAKİLER’İN KENDİ GEZEGENLERİNDEKİ TARİHLERİ Çok ama çok uzun çağlar sonrasında bizim türümüz filizlendi; bu benzetme tıpkı dünyadaki doğal yaşamın başlangıcı gibidir. Demekki bir çok yerde doğal yaratılma süreci vardır. Bu ise birilerinin bazı üstün özelliği olduğu için Tanrı anlamında olmadıklarının net ifadesidir. kendi özümüz tarafından üreyecek olan ebedi bir tohum. Sayımız çoğaldıkça atalarımız Nibiru’nun pek çok bölgesine yayıldı. Bazıları toprağı sürdü, bazıları dört ayaklı yaratıklara çobanlık etti. Bazıları dağlarda yaşadı, bazıları evini vadilere kurdu. Rekabetler oluştu; sınırlara fazla yaklaşanlar oldu, çarpışmalar yaşandı, sopalar silah oldu. Kabileler halinde toplandı boylar ve sonra iki büyük ulus karşı karşıya geldi. Kuzey ulusu güney ulusuna karşı silaha sarıldı. NİBİRU’DA SAVAŞ VE SONRASINDA BARIŞIN SAĞLANMASI Elde tutulan şeyler fırlatılan füzelere dönüştü; gürleyen ve parlayan silahlar dehşeti artırdı. Uzun ve şiddetli bir savaş tüm gezegeni sardı; kardeş kardeşe karşı yığılıp birikti. Hem kuzeyde hem güneyde ölüm ve yıkım vardı. Pek çok tur boyunca diyarda yıkım hüküm sürdü; tüm yaşam sönmüştü. Sonra bir ateşkes ilan edildi; sonra barış görüşmeleri başladı. Milletler birleşsin, dedi elçiler birbirine. Nibiru’nun tahtında bir kişi olsun, herkese hükmedecek bir kral. Kuzeyden ve güneyden olsun ve kurayla belirlensin, en üstün olacak bir kral. NİBİRU’DA KRALLIK KURULUYOR Kuzeyden olursa eğer, yanı başında eşiti olacak kraliçesini güneyden eş olarak alsın. Güneyden seçildiyse eğer, kurayla, eşi kuzeyden bir kadın ola. Karı koca olsunlar ve tek beden oluştursunlar. İlk doğan oğulları tahtın varisi olsun; böylece birleşmiş bir hanedan kurulup Nibiru üstünde sonsuza dek birlik kurula. Yıkıntıların tam ortasında başladı barış. Kuzey ve güney evlilik bağıyla birleşti. Kraliyet tahtı bir bedende birleşti, kesintisiz bir krallık silsilesi kuruldu. Ali İmran Hepiniz topluca sımsıkı Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz. Allah gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken, oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah, doğru yolu bulasınız diye size âyetlerini böyle açıklıyor. Barışın sağlanmasından sonraki ilk kral, kuzeyin bir savaşçısı, yiğit bir komutandı. Dürüst ve adil kurayla seçildi; birlik ilanı kabul edildi. Meskeni için muhteşem bir şehir kurdu; adı Agage’ydi., birlik anlamına. Saltanatı için ona bir kraliyet ünvanı bahşedildi; Andı bu, Göksel Olan anlamına. Zor kullanarak tüm topraklarda düzeni tekrar sağladı; yasalar ve kurallar ilan etti. Her bir ülke için valiler atadı; onların ilk işi yeniden inşa ve tarıma elverişli hale getirmekti. Kraliyet yıllıklarında ondan şöyle söz edilmişti Ülkeleri birleştiren, Nibiru’da barış sağlayan An. Bu Kuran’da Zülkarneyn tarifidir. Tabletler byunca dikkat ediniz! Bir sonraki tarihi bir olayın kendinden bir önce bir benzeri vardır. Buda şu demektir, TÜM ZAMAN BİR SÜREYE KADAR 2280 AYNI TEKERRÜR İÇİNDE DÖNGÜDEDİR. bir şehir inşa etti; kanalları onardı; halka gıda sağladı, topraklarda bereket vardı. Eş olarak kendine güneyden bir kız seçti; hem sevgisi hem de savaşçılığıyla ünlenmişti kız. Bu Kadın tarifide savaşçı Türk kadının tarifidir idi kraliyet ünvanı; An’ın eşi olan önder. Bu ad ona pek akıllıca verilmişti. An’a üç oğul ve bir kız doğurdu. İlk oğluna adını verdi. An sayesinde Sağlam Bir Temel anlamında. Oğul tahtta yalnız otura kaldı; eş seçimi iki kez ertelendi. Onun hükümdarlığında saraya cariyeler getirildi; bir oğul sahibi olamadı. Böyle başlayan hanedan, ölümüyle kesintiye uğradı; kurala göre tahta çıkacak bir evladı yoktu. İlk oğul olmasa da ortanca oğul yasal varis ilan edildi. Üç erkek kardeşten biriydi, gençliğinden beri annesi ona sevgiyle, ortada olan anlamına İb derdi. Kraliyet yıllıklarına göre ona dendi; Krallıkta göksel, nesillerde ise An’ın oğlu olan anlamına. Babası An’ın ve abisi An-ki nin ardından Nibiru tahtına çıktı; sayarsak, tahta çıkan üçüncü kraldı. Küçük kardeşinin kızını yeğen kendine eş seçti. Ona denildi, İb’in hanımı. bir oğlu oldu; tahtın varisi oydu, sayarsak kralların dördüncüsü. Kraliyet ünvanının Gal adıyla bilinmesini istedi; An’ın prensi prenslerin en büyüğüdür anlamına. Üvey kız kardeşi olan eşi ise eşit biçimde adlandırılmıştı. Bilgi ve anlayış kralın başlıca hırsıydı. Göğün usullerini büyük bir gayretle inceledi. Astronomi-Uzay bilim KRALLIKTA ARDILLIK KURALLARINDA KAFALAR KARIŞIYOR. BİR YANDAN DA NİBİRU TEKNOLOJİK GELİŞİM GÖSTERİYOR. Nibiru’nun büyük turunu araştırdı; uzunluğunun bir şar olduğunu sabitledi 3600 yıl. Nibiru’nun bir yılıydı bu ölçü; kraliyet saltanatları bununla sayılıp kaydedilecekti. Şar’ı on kısma ayırdı, bundan böyle kutlanacak iki bayram ilan etti. Güneşin çevresine en yakın olunduğunda sıcaklık bayramı kutlanacaktı. hıdrellez-bahar bayramı Nibiru en uzaktaki köşesine vardığında, soğukluk bayramı Yanılmıyorsam ismi Nargutan olan eskiden ber kutlanan Türk kültüründe soğukluk kış’ bayramı, onun bir eşide Noel denebilir duyurulacaktı. Kabilelerin ve ulusların tüm eski bayramlarının yerine, halkı birleştiren iki bayram tesis edildi. Karı kocanın, oğullar ve kızların kanunlarını belirledi. Savaşlardan dolayı erkeklerin sayısı azalmış, kadınlar çoğunlukta kalmıştı. Bir erkeğin bilmek için birden fazla kadın alabileceğini ilan etti. Aynı şey dünyada savaşlardan sebep dul kalmış kadınlarla nüfuz artışı için evlenilmesi gibi Kanuna göre, resmi eş olarak tek bir eş seçilecek ve ilk hanım olarak anılacaktı. Kanuna göre, ilk doğan erkek evlat babasının ardılıydı. Bu kanunlara göre, kısa süre sonra akıllar karıştı; eğer ilk oğul ilk hanımdan doğmadıysa, ama sonrasında ilk hanım bir oğul, kanuna göre yasal varis olacak bir erkek doğurduysa, tahta kim çıkacaktı? Şar sayısına göre ilk doğan erkek evlat mı? İlk hanımdan doğan erkek evlat mı? İlk oğul mu? Yasal varis mi? Mirası kim alacaktı? Ardılı kim olacaktı? saltanatı sırasında, ilk hanım olarak ilan edildi. Kralın üvey kız kardeşlerinden biriydi. Gal’ın saltanatı sırasında, cariyeler saraya tekrar getirildi. Cariyeler de oğullar ve kızlar doğurdular krala. Birinden doğan oğul ilk doğandı; ilk oğul bir cariyeden doğmuştu. Ardından bir oğlan doğurdu. Kanuna göre yasal varis o değildi; ilk oğul değildi. Sarayda öfkeyle bağıran sesi yükseldi Kurallar gereği ilk hanımdan doğmuş olan oğlum ardıllıktan menedilecekse, çifte tohum ihmal edilmeye! Farklı annelerden doğmuş olsak ta kral ve ben aynı babanın çocuklarıyız. Bu nedenle ortancaoğlum İb babamız An’ın ilk seçilen Kral’ın çifte hem anne hemde baba tarından tohumunu taşımaktadır. Tohumun Kanunu bundan böyle Eşlik Kanunundan üstün gele! Bundan böyle, bir üvey kız kardeşten bir oğul ne zaman doğarsa doğsun, diğer tüm oğullardan üstün tutulsun ardıllıkta! derinden düşünüp, tohumun kanununa iltimas geçip, benimsedi Bununla eşler ve cariyelerden, evlenmeler ve boşanmalardan doğanlarda akıl karışıklığından kaçınılacaktı. Mecliste kraliyet danışmanları ardıllık için Tohumun Kanununu benimsediler. Kralın emriyle, yazıcılar bu emri kayda geçirdiler. Böylece Tohumun Kanununa göre tahta çıkacak bir sonraki kral ilan edilmiş oldu. Ona kraliyet ünvanı olarak denildi. Tahta çıkan beşinci kraldı. Şimdi bu, saltanatının ve onu izleyen kralların hikayesidir. NİBURU’NUN İKLİMİ DEĞİŞİYOR, ATMOSFER ZARAR GÖRÜYOR. BAZI ONARMA GİRİŞİMLERİNDEN SONUÇ ALINAMAYINCA KURTULUŞ ÇARESİ DİĞER GEZEGENLERDE ARANIYOR. Kanun değişince, diğer prensler rıza gösterdiler. Söylendiler ama başkaldırmadılar. eş olarak kendine üvey kız kardeşini aldı. Onu İlk Hanım yaptı; adıyla anılacaktı. Böylece hanedan bu kanunla devam etti. A saltanatında tarlaların ürünleri zayıfladı, meyveler ve tahılların bereketi azaldı. Turdan tura Güneş’e yaklaştıkça sıcaklık arttı; uzaktaki meskende serinlik daha çok keskindi. Tahtın kenti Agade’de kral, anlayışı büyük olanları bir araya topladı. Bilgisi büyük olan eğitimli alimlere sorgulamaları emredildi. Ülkeyi ve toprağı incelediler, gölleri ve dereleri sınadılar. Daha öncede olmuş, diyerek yanıtladı bazısı Geçmişte de Nibiru ya daha soğumuş ya daha da ısınmıştı. Nibiru’nun turunda bir kader yer etmişti. Turu gözlemleyen diğer bilgililer, Nibiru’nun kaderini suçlamayı düşünmediler. Bulduklarına göre, atmosferde bir bozulma meydana gelmişti. Atmosferin ceddi olan yanardağlar daha az duman püskürtüyordu. Nibiru’nun havası incelmişti; koruyucu kalkan güçten düşüp zayıflamıştı. ve saltanatında, tarlalara hastalık musallat oldu, ne kadar uğraştılarsa da boşuna. Onların oğlu geçti tahta sonra; hanedanın altıncı kralıydı. Adı geliyordu Şar’ın Azametli Efendisi anlamına. Büyük anlayışla doğmuştu, çokça öğrenip çokça bilgiler edinmişti. Belalara çare bulmanın yollarını aradı; Nibiru’nun göksel turunu epey inceledi. Çizdiği ilmek içinde, Güneş ailesinin beş üyesini, göz kamaştırıcı güzellikteki o gezegenleri kucaklıyordu. Belalara çare bulmak için bunların atmosferlerini inceletti. Her birine birer ad verip atalarını onurlandırdı; onları göksel çiftler gibi düşünmüştü. Karşılaşılan ilk ikisine, ikizleri andıran gezegenlere An ve Antu dedi. Nibiru’nun turunun ötesinde boyutları en büyük olan Anşar Satürn ve Kişar Jüpiter vardı. Diğerlerinin arasında bir haberci gibi dolaşana Gaga Plüton dendi; bazen karşılaşıyordu Nibiru ilk bununla. Güneşin etrafında dolanıp ta Nibiru’yu selamlayanların hepsi beş taneydi. Bunların ötesinde, sanki bir sınırmışçasına, Dövülmüş Bilezik Dünya ve Jüpiter arasındaki asteroid kuşağı dönmekteydi Güneşin etrafında. Göğün felaketle dolu yasak bölgesinin muhafızıymış gibi onu korumaktaydı. Güneş’in diğer çocuklarının sayısı dörttü ve bilezik onların davetsiz misafirlere karşı kalkanıydı. karşılamaya çıkan beşlinin atmosferlerini incelemeye koyuldu. Tekrarlayan turlarda, Nibiru’nun beş ilmeği boyunca bunlar dikkatle tarandı. Bu gün Nasa’nın yaptığı aynı şeydir DÜNYA KEŞFEDİLİYOR. NİBİRU’NUN ATMOSFERİ İSE HER GEÇEN GÜN KÖTÜLEŞİYOR Ne tür atmosfere sahip oldukları gözlemlenip, gök arabalarıyla yoğun biçimde incelendi. Bulgular akıllara durgunluk verdi, keşifler akılları karıştırdı. Turdan tura Nibiru’nun atmosferindeki bozulma daha çok kötüledi. Bilginlerin meclislerinde çareler arzuyla tartışıldı, yarayı sarmanın yolları aceleyle gözden geçirildi. Gezegeni kucaklayacak yeni bir kalkana girişildi; yukarı fırlatılanların hepsi aşağıya, yere indi. Bilgililerin meclislerinde, püsküren yanardağlar incelendi. Atmosfer püsküren yanardağlarla oluşmuştu; yarası ise onların püskürmesinin zayıflamasıyla ortaya çıkmıştı. Yeni püskürmeleri teşvik edecek şeyler icat edelim, volkanların tekrar kusmasını sağlayalım, diyordu bir grup alim. Bu işin nasıl yapılacağına, püskürmenin hangi araçla sağlanacağına dair, hiç biri krala bilgi veremedi. saltanatı sırasında göklerdeki gedik daha da büyüdü. Yağmurlar durdu; rüzgar daha sert esti, pınarlardan derinlerden çıkıp yükselemediler. Topraklarda bir lanet vardı; anaların memeleri kurumuştu. Sarayda huzursuzluk vardı; lanet orada da tutunmuştu. ilk hanım olarak kendine, Tohumun Kanununun emrettiği gibi bir üvey kız kardeş seçti. dendi ona, Şarların Hanımı. Bir oğul doğuramadı. Bir cariyeden doğdu oğlu; ilk oğul oydu. İlk hanımı ve üvey kız kardeşi bir oğlu olamadı. Ardıllık kanununa göre, cariyenin oğlu tahta çıktı, saltanatın yedinci kralıydı. Kraliyet ünvanı idi; Konutta biçimlenmiş olan anlamına. Gerçekten sarayda değil de Cariyeler konutunda düşmüştü rahme. eş olarak kendine gençliğinden beri sevdiği bir kızı aldı; İlk Hanım tohumundan dolayı değil, aşktan dolayı seçilmişti. Kraliyet ünvanı oldu; Yanımda Olan Kadın’dı anlamı. Sarayda akıllar çok karıştı. Oğullar varis, eşler üvey kız kardeş değillerdi. Ülkede ızdırap artıyordu. Tarlalar bereketi unuttu, halk arasında doğurganlık azaldı. Sarayda bereket yoktu, ne oğullar ne kızlar doğuyordu. An’ın tohumundan olan yedi hükümdar gelip geçmiş ama sonra onun tahttaki tohumu kurumuştu. ATMOSFERİN ONARILMASINDA ALTIN TOZU DİKKAT ÇEKİYOR sarayın girişinde bir çocuk buldu; onu oğlu olarak kucakladı. Sonunda da onu oğul benimsedi, onu Yasal Varis ilan etti ve ona Lahma denildi, kuruluk anlamına. Sarayda prensler homurdanmakta; Danışmanlar Meclisi şikayet etmektedir. Sonunda Lahma tahta çıktı, An’ın tohumundan değildi ama sekizinci kral oldu. Eğitimlilerin meclislerinde, gediği iyileştirmek için iki öneride bulunulmaktaydı. Biri adı altın olan bir maden kullanmaktı. Nibiru üstünde bu metal çok azdı; Dövülmüş Bileziğin Dünyadan sonraki bölümdeki asteroid kuşağı iç kısmında ise çok bol. En ince toz haline gelene dek dövülebilen tek maddeydi bu; göğün yükseklerine ulaştırılınca havada asılı kalabilecekti. Böylece gedik tekrar tekrar doldurmalar ile kapanacak, daha iyi koruyacaktı. Gök sandalları inşa edile, göksel bir filo altını Nibiru’ya getire! Diğerleri ise Dehşet Silahları oluşturalım, diyorlardı; yeri sarsıp gevşetecek, dağları ayırıp parçalayacak silahlar. Füzelerle yanardağlara saldıralım, ataletlerini harekete geçirelim ki püskürmeleri arta, atmosfer yenilene, gedik ortadan kaybola! Lahma karar veremeyecek kadar güçsüzdü; hangisini seçeceğini bilemiyordu. Nibiru bir tur tamamladı, Nibiru iki şar saymaya devam etti. Tarlalardaki bela azalmadı. Yanardağların püskürmesi atmosferi onarmadı. Üçüncü şar geçti, dördüncü sayılıyordu. Altın elde edilmemişti. Ülkede çekişme çoğaldı; yiyecek ve su azalmıştı. Ülkede birlik bozuldu; suçlamalar giderek arttı. Saraya alimler gidip geliyorlardı; danışmanlar durmaksızın içeri girip dışarı çıkmaktaydı. Kral onların sözlerine kulak asmadı; adı Lahama olan karısını dinliyordu sadece. LAHMA İŞİ KADERE BIRAKIYOR, TEPKİLER ARTIYOR, İSYAN BAŞLIYOR Kader buysa, demişti kadın, Her Şeyin Büyük Yaratıcısına yalvarıp yakaralım. Tek umut yalvarıp yakarmakta, eyleme geçmekte değil! Sarayda prensler huzursuzlanıyor, suçlamalarını krala yöneltiyorlardı. Çare yerine daha büyük felaketleri çağırıyor akılsızca, mantıksızca! Eski depolardan çıkartıldı silahlar; en çok konuşulan şeydi isyan. Silaha ilk sarılan kişi saraydaki bir prensti. Vaatlerde bulunup diğer prensleri de kışkırttı; adı Alalu’ydu. Lahma kral olmasın artık, diye bağırdı. Kararsızlığın yerine geçsin karar! Gelin kralın güvenini sarsalım mekanında; tahtı bırakmasını sağlayalım! Prensler onun sözlerine kulak verip sarayın kapısına koşturdular; taht odasına, onun yasaklanmış girişine üşüşen sular gibi saldırdılar. Kral sarayın kulesine kaçtı; Alalu onun peşine düştü. Kulede bir çarpışma yaşandı ve Lahma kuleden düşüp öldü. Lahma yok artık, diye bağırdı Alalu. Coşku ve neşeyle ilan etti; kral öldü! Taht odasına koşturan Alalu tahta kendisi kuruldu. Hakkı yada meclis kararı olmaksızın, kendini kral ilan etti. Ülkede birlik kaybolmuştu; bazıları Lahma’nın ölümüne sevindi, bazıları Alalu’nun ettiğine üzüldü. KRALLIK SAVAŞI DEVAM EDİYOR, ALALU KRAL OLUYOR Şimdi bu Alalu’nun krallığının ve Dünya’ya gidişin hikayesidir. Ülkede birlik kaybolmuştu, krallık konusunda pek çok kişi zarar görmüştü. Sarayda prensler çalkalanmakta, mecliste danışmanlar üzgündü. An’dan başlayarak tahta çıkmıştı ardıllar, babadan oğula sürmüştü bu; sekizinci olan Lahma bile evlat edinilmiş bir oğul ilan edilmişti. Alalu da kimdi? Yasal varis miydi, İlk Oğul muydu? Hangi hakla el koymuştu, kral katili değil miydi o? Yargılayan yedilerin huzuruna çağırıldı Alalu; kısmeti orada ele alınacaktı. Anşargal’e dayanır soyum, diye iddia etti yargıçların huzurunda. Atam onun bir cariyeden doğan oğluydu, adı Alam’dı. Şarlar hesabında Alam ilk oğul idi; taht ona aitti. Gebe kalan kraliçe onun haklarını bir kenara attı. Tohumun kanununu çıkarıverdi hiç yoktan, kendi oğluna krallık sağladı. Alam’ı krallıktan etti; onun yerine bunu oğluna bağışladı. Alam’ın süregelen soyundanım ben; Anşargal’ın tohumu benim içimde. Yargılayan yediler, Alalu’nun sözlerini dikkatle dinlediler. Meseleyi danışmanlar meclisine aktardılar ki, hakikat mi uydurma mı kesinleşsin. Kayıtlar evinden çıkartılan kraliyet yıllıkları getirilip büyük bir dikkatle okundu. İlk kraliyet çifti An ve Antu idi; üç oğulları vardı, hiç kızları olmamıştı. İlk oğul Anki idi; tahtta iken ölmüş ve çocuğu olmamıştı. Onun yerine ortanca oğul tahta çıkmıştı; Anib’di adı. Anşargal onun ilk oğluydu; tahta çıkmıştı. Onun ardından ilk oğulun tahta çıkması kuralı sürmedi; ardıllık kanununun yerini tohumun kanunu aldı. Bir cariyenin oğluydu ilk oğul; tohumun kanununa göre krallıktan mahrum edilmişti. Krallık Kişargal’in oğluna bahşedildi; kralın üvey kız kardeşiydi, işte buydu sebebi. Cariyenin oğlundan, ilk oğuldan söz etmiyordu yıllıklar. Onun soyundanım ben, diye haykırdı Alalu danışmanlara. Ardıllık kanununa göre krallık ona aitti; ardıllık kanununa göre krallık şimdi benim hakkım. Kuşkulu danışmanlar Alalu’dan bir hakikat yemini etmesini istediler. Alalu ölüsü dirisi üstüne yemin etti; meclis artık onu kral görmekteydi. Yaşlıları çağırdılar, prensleri topladılar; onların huzurunda kararı açıkladılar. Prensler arasında genç bir prens öne çıktı; krallık hakkında bir kaç şey söylemek istiyordu. Ardıllık yeniden gözden geçirilmeli, dedi toplananlara. Ne ilk oğul ne de bir kraliçeden doğan oğul olsamda saf bir tohumdan geliyorum. An’ın özü içimde korundu, hiç bir cariye onu sulandırmadı. Danışmanlar onun sözlerini hayretler içinde dinliyorlardı; genç prens toplananlara biraz daha yaklaştı. Ona adını sordular. Anu’dur; büyükbabam An’ın adı verilmiştir bana. Onun seceresini soruşturdular ve o da onlara An’ın üç oğlu olduğunu hatırlattı. Anki ilk oğuldu; oğlu veya kızı olamadan öldü. Anib, ortanca oğuldu; Anki’nin yerine tahta çıktı. Anib, küçük kardeşinin kızını eş almıştı; onlardan beridir süren soy yıllıklara kaydedilmişti. An ve Antu’dan, en saf tohumlardan birinden doğan bu en küçük oğul kimdi? Danışmanlar merakla birbirlerine baktılar. Enuru idi adı, diye bildirdi Anu onlara; o benim atamdı. Eşi Ninuru onun üvey kız kardeşiydi, oğlu ise ilk oğul; adını Enema koydular. Onun eşi de üvey kız kardeşiydi; tohum ve ardıllık kanunlarına göre Enema’ya bir oğul doğurdu. Nesiller işte bu saf soydan, kanuna ve tohuma göre kusursuz olan soydan geldiler. Ana babam bana atamız An’ın adını onurlandırarak Anu ismini verdiler; tahttan azledildik ama An’ın saf tohumundan azledilmedik! Pek çok danışman, kral Anu ola, diye bağrıştı. Alalu azledile! Diğerleri ise ihtiyatlı olalım dediler. Çekişmeyi önleyelim, birliği bozmayalım. Alalu’yu huzura çağırıp keşfedilenleri anlattılar. Alalu, prens Anu’ya kucaklayan kolunu uzattı ve Anu’ya şöyle dedi. Farklı evlatlardan gelse de soylarımız, tek bir atadan geliyoruz. Birlikte esenlik içinde yaşayalım ki bolluk bereket Nibiru’ya dönsün. Ben tahtta kalayım, sen de ardılım ol. Sonra meclise seslendi. Anu veliaht olsun, izin verinde ardılım olsun. ALALU DA BAŞARISIZ OLUR, ANU TAHTA GEÇER Oğlu kızımı eş alsın, ardıllık birleşsin. Anu meclisin önünde saygıyla eğilip toplananlara şunu açıkladı. Alalu’nun sakisi olacağım, bekleyen ardılı olacağım; oğullarımdan biri onun kızlarından birini gelin seçecek. Meclisin kararı buydu; kraliyet yıllıklarına böyle yazıldı. Alalu işte bu şekilde tahtta kaldı. Bilgeleri, alimleri ve komutanları toplayıp onlara danıştı; karar vermek için çok bilgi derledi. Gök sandalları inşa edile, diye karar verdi; dövülmüş bilezik dünyada sonra gelen bölümdeki asteroid kuşağı içinde altın aranacaktı. Sandallar parçalanıp ezildi dövülmüş bilezik içinde; hiçbiri geri dönmedi. Dehşet silahları Nibiru’nun derinliklerini kesip aça, yanardağlar tekrar patlaya, diye emretti gene. Göğe çıkan arabalar dehşet silahlarıyla donatıldı; göklerden atılan dehşet füzeleri yanardağlara çarptı. Büyük parıltılar gök gürültüleriyle patladıklarında dağlar sallandı, vadiler titredi. Ülkede pek çoktu sevinenler; bolluk bereket beklentisi vardı. Sarayda Anu, Alalu’nun sakisiydi. Alalu’nun ayaklarına kapanmakta, içki kadehini Alalu’nun eline vermekteydi. Alalu kraldı; Anu’ya bir hizmetkar gibi davranıyordu. Ülkede azaldı sevinenler, yağmurlar hala gelmemiş, rüzgar sertleşir olmuştu. Yanardağların püskürmeleri çoğalmadı, atmosferdeki gedik kapanmadı. Göklerde Nibiru turlayarak rotasında devam etti; turdan tura sıcaklık ve soğukluk giderek dayanılmaz oldu. Nibiru halkı krallarına hürmet etmez oldular, rahatlama sağlayacağına sefil etmişti onları. Alalu tahtında kaldı. Prensler arasında önde geleni, güçlü ve bilge Anu onun huzurunda duruyordu. Alalu’nun ayaklarına kapanıyor, içki kadehini Alalu’nun eline veriyordu. Dokuz sayılan dönem boyunca Alalu, Nibiru’da kral oldu. Dokuzuncu şar da Anu, Alalu’ya savaş açtı. Çıplak, silahsız, yumruk yumruğa meydan okudu Alalu’ya. Kazanan kral olsun, dedi Anu. Meydanın ortasında birbirleriyle boğuştular; kapıların söveleri ve duvarlar sallandı. Alalu diz büktü; yüz üstü yere kapaklandı. Alalu bu dövüşten yenik çıktı; Anu alkışlanarak kral ilan edildi. Anu konvoy eşliğinde saraya götürülürken; Alalu saraya dönmedi. Kalabalıkların arasından gizlice uzaklaştı; Kendisinin sebep ölümüne sebep olduğu Lahma gibi ölmekten korkuyordu. Hiç kimsenin haberi olmaksızın, gök arabalarının yerine seğirtti hızla. Füze fırlatan bir arabaya tırmandı Alalu ve kapağını ardından kapadı. Ön kısımdaki odaya girdi ve komutanın yerine yerleşti. Yolu göstereni aydınlattı; odaya mavimsi bir pırıltı dolarken ateş taşlarını karıştırdı; uğultuları bir müzik gibi büyüleyiciydi. Arabanın büyük fişeğini canlandırdı; kırmızımsı bir parlaklık yaymaktaydı. Hiç kimsenin haberi olmaksızın, Alalu gök geminin içinde Nibiru’dan kaçtı. Alalu rotasını kar renkli Dünya’ya çevirdi, başlangıca ait bir sır sebebiyle seçmişti bu hedefi. DOC olarak indir
SÜMER TABLETLERİ- TANRI ENKİ’NİN SÖZLERİ- TABLET 14 NÜKLEER SAVAŞ MEZOPOTAMYA’YI MAHVEDER Kötülük rüzgarı, Marduk’un en üstün olduğunu ilan ettiği Babili’yi esirgedi. Babili’nin güneyinde kalan tüm ülkeleri yiyip tüketti kötülük rüzgarı. İkinci bölgenin merkezine de dokundu. Büyük afetin sonrasında Enlil ve Enki felaketin boyutlarını görmek için buluştular. Enki, Babili’nin esirgenmesini ilahi bir işaret olarak gördüğünü anlattı Enlil’e. Marduk’un üstünlüğü mukadder kılınmış. ENLİL RÜYASINI ENKİ’YE ANLATIR Babili’nin esirgenmesiyle doğrulandı bu! Böyle diyordu Enki, Enlil’e. Her şeyin yaratıcısının muradıymış bu, dedi Enlil, Enki’ye. Sonra rüya görümü ve Galzu’nun kehanetini açıkladı Enki’ye. Madem biliyordun bunu, niçin dehşet silahlarının kullanmasını önlemedin, diye sordu Enki ona. Kardeşim, dedi Enlil üzgün bir sesle Enki’ye. Yeterince sebep vardı. Sen Dünya’ya geldikten sonra her ne zaman görevimiz bir engelle duraklasa, engelin çevresinden dolaşmanın bir yolunu bulduk. Bunlar içinde en büyük çözüm Dünyalıları biçimlendirmekti. Ayrıca sayısızca istenmeyen çarpıtma ve değiştirmenin de kaynağı. Sen göksel devreleri etraflıca anlayıp takım yıldızları atadığında, onların kaderin elinde olacağını kim önceden görebilirdi? Seçilmiş kısmetlerimiz ve eğip bükülemeyen kaderimiz arasındaki farkı kim anlayabilirdi? Kim sahte alametleri açıklar, gerçek kehanetleri kim ilan edebilirdi? Bu yüzden kendime sakladım Galzunun sözlerini. Her şeyin yaratıcısının elçisi miydi gerçekten de, yoksa gördüğüm bir sanrı mıydı? Bırak ne olacaksa olsun, dedim kendi kendime. Kardeşinin sözlerini dinlerken Enki, başını aşağı yukarı sallıyordu. ENLİL MARDUK’UN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ TANIYOR Birinci bölge viranelik, ikinci bölge kargaşa içinde, üçüncü bölge yaralı, göksel arabalar yeri yok artık; olan bu işte! Dedi Enki, Enlil’e. Tüm bunlar her şeyin yaratıcısının muradı idiyse eğer, Dünya görevimiz’den arda kalan bu işte! Marduk’un hırsıyla ekildi tohum, boy atan ürünü biçmek ona kalmış! Böyle dedi Enlil, kardeşi Enki’ye ve sonra kabul etti Marduk’un galip geldiğini. ENLİL AMERİKA KITASINA GİDİYOR Benden dolayı Ninurta’ya verilen elli rütbe sayısı Marduk’a verilsin. Bölgelerdeki viranelik üstündeki hakimiyetini ilan etsin Marduk. Bana ve Ninurta’ya gelince, artık onun yolunda durmayacağız. Okyanusların ötesindeki diyara gidip, ne için gelmişsek buraya, Nibiru için altın çıkartma görevini tamamlayacağız! Böyle dedi Enlil, Enki’ye; sözlerinde keder vardı. Dehşet silahları kullanılmamış olsa mesele farklı olurmuydu, diye meydan okudu Enki, kardeşine. Galzu’nun Nibiru’ya dönmeyin demesine kulak asmasa mıydık, diye tersledi Enlil. Anunnakiler isyan ettiğinde Dünya görevi dursa mıydı? Sen yaptığını yaptın, ben yaptığımı yaptım. Geçmiş yaşanmamış hale getirilemez! Bunda da bir ders yok mu, diye sordu Enki her ikisi adına. Dünya’da olup bitenler, Nibiru’da olup bitmişleri yansıtmıyor mu? Geçmişin hikayesinde yazmıyor mu geleceğin ana hatları. ENLİL VE ENKİ VEDALAŞIR Kendi suretimizde yarattığımız insanlık başarılarımızı ve başarısızlıklarımızı tekrarlamayacak mı? Enlil sessizdi. Tam kalkıp gidecekken Enki ona elini uzattı. Kardeş olarak, yabancı bir gezegende karşılarına çıkanlarla yüzleşen yoldaşlar olarak el sıkışalım! Böyle dedi Enki, kardeşine. Ve kardeşinin elini sıkan Enlil, sonra kucakladı onu. Tekrar karşılaşır mıyız, Dünya’da veya Nibiru’da, diye sordu Enki. Nibiru’ya dönersek öleceğimizi söylerken haklı mıydı Galzu, diye yanıtladı Enlil. Sonra oradan ayrıldı. Enki tek başına kaldı; yalnızca yüreğindeki düşünceler eşlik etti ona. Her şey nasıl başlamış ve şimdi nasıl sona ermişti, oturup düşündü. Hepsi mukadder midir bunların yoksa kısmet sayesinde öyle ya da böyle biçimlendirilebilir mi? Gök ve yer devreler içinde devrelerde düzenlenmişse eğer, olmuş olanlar bir daha olacak mıdır? Geçmiş gelecek midir? Dünyalılar da Anunnakileri mi taklit edecekler? Dünya’da Nibiru’nun yaşadıklarını mı yaşayacak? Buraya ilk gelen olarak, son ayrılacak olan da kendisi miydi? Düşüncelerin kuşatması altında, Enki bir karar verdi Nibiru’dan başlayarak, bugün Dünya’da yaşanan tüm olaylar ve kararları kayda geçirmeliydi ki gelecek nesiller için bir kılavuz olsun. Kaderin tayin ettiği bir zamanda gelecek nesiller bu kaydı okusun, geçmişi hatırlasın ve gelecek için kehanet olarak anlasın. Geçmişin geleceği olsun yargıç! Nibiru’lu Anu’nun ilk oğlu Enki’nin sözleri budur. On dördüncü tablet Efendi Enki’nin sözleri, Eridu’nun evlatlarından biri olan Udbar’ın oğlu baş yazıcı Endubsar tarafından büyük efendi Enki’nin ağzından çıktığı gibi, ne bir eksik, ne bir fazla yazıldı. Efendi Enki tarafından uzun ömürle savaşı bunun tekerrürüdür. Not Tabletler EvrenNur adlı siteden alınmıştır. DOCX olarak indir
Download Free PDFDownload Free PDFReese HomosapiensThis PaperA short summary of this paper21 Full PDFs related to this paper
sümer tabletleri çevirisi doğru mu