Hz Hızır’ın Müthiş Kıssası. Hz. Hızır , Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim Hızır (a.s.) yavrucağı yakaladığı gibi eliyle başını kopararak çocuğu öldürdü. Musa (a.s.):-"Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş!" dedi.-"Ben sana demedim mi, sen benim beraberliğime sabredemezsin!" diye Hızır (a.s.), Musa'ya çıkıştı. Hz. Musa: Hızır(as): `Ya Musa! Benim ilmimle senin ilmin; Allah`ın alemleri kuşatan sonsuz ilmini bu serçenin denizden aldığı bir yudum su kadar eksiltmez` dedi. Sonra Hızır (as) geminin tahtalarından bir ikisini söküp attı. Hz. Musa (as): `Adamcağızlar bizi gemilerine aldılar. KurandaHz.Musa ve Hızır Öyküsü: “Ben iki denizin birleştiği yere ulaşmaya yahut yıllarca yürümeye kararlıyım, demişti.İki denizin birleştiği yere ikisi vardıklarında balıklarını unutmuşlardı ve batık denizi boylamıştı. Oradan uzaklaştıklarında Musa, yanındaki gence “Azığımızı çıkar, and olsun bu 18Ekim 2016, Salı - 13:44. Hafız Ali Tel. 18 Ekim 2014, Salı - 13:44 Kader dairesi değil de, melekût dairesi demek daha uygun. Bu, varlığın iç buudunu teşkil eden bir daire. Kader dairesi de bunun içinde mütalâa edilebilir ama, Hz. Hızır’ın vazifeli bulunduğu daire melekût dairesidir. Kur’an-ı Kerim’in kıssayı takdiminden çıkan sonuç şudur: Bu seyahat; Hz. Musa (as) için Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm’ın miracına benzer bir 9mBp. Kur’an-ı Kerim’de Kıssası 60- Hani Musa, genç arkadaşına “Hiçbir güç beni durduramaz, ya iki denizin birleştiği yere varırım, ya da yıllarca yol yürürüm ” demişti. Kehf,18/60-82 En doğrusunu Allah bilir, ama genel kanıya göre burada sözü edilen iki denizin birleştiği yer “Akdeniz’le Kızıldeniz’in birleştiği yerdir, iki denizin birleştiği yer, acı göllerle timsah gölünün bulunduğu bölgedeki buluşma noktalarıdır. Ya da Kızıldeniz’deki Akabe Körfezi ile Süveyş Kanalı’nın birleştiği bölgedir. Çünkü bölge Mısır’ı fethettikten sonra İsrailoğulları tarihinin yaşandığı sahnedir. Bununla neresi kastedilmiş olursa olsun Kur’an-ı Kerim bu noktayı kapalı bırakıyor. Biz de bu işaretle yetiniyoruz. Hikâyenin daha sonraki akışından anlıyoruz ki, Hz. Musa’nın çıkmaya karar verdiği bu yolculuğun asıl hedefi, her şeyin ötesinde elde etmek istediği bir sonucun varlığıydı. Çünkü Hz. Musa ne kadar meşakkatli olursa olsun, oraya varması ne kadar sürerse sürsün iki denizin birleştiği yere varmakta kararlı olduğunu açıkça duyuruyor. Kur’an-ı Kerim’in anlattığı şekliyle Hz. Musa kararlılığını şöyle ifade ediyor. “Ya da yıllarca yol yürürüm” ayetinin orjinalinde geçen el Hukb kelimesi bir görüşe göre “bir yıl”, diğer bir görüşe göre de “seksen yıl” demektir. Fakat burada bu kelime bir zaman dilimini belirlemekten çok, kararlılığı ifade etmek için kullanılıyor. 61- İki denizin birleştiği yere vardıklarında yanlarındaki balığı bir kenarda unuttular, o da bir yeraltı deliğinden kayarak denize kaçtı. 62- İki denizin birleştiği yeri geçtiklerinde Musa, genç arkadaşına, “Azığımızı getir bakalım, gerçekten bu yolculuğumuzda çok yorgun düştük” dedi. 63- Genç arkadaşı Musa’ya “Bak sen! Kayalığa vardığımızda balığı unutmuştum, bana onu hatırlatmayı unutturan mutlaka şeytandır, balık şaşırtıcı bir şekilde canlanarak denize kaçtı” dedi. Yine tercih edilen görüşe göre balık pişirilmişti ve bu balığın canlanarak bir delikten geçip denize kaçması yüce Allah’ın buluşma yerlerini bulmasını sağlamak amacı ile Hz. Musa’ya gösterdiği bir mucizedir. Musa’nın genç arkadaşının balığın denize kaçmasına şaşırmış olması, bunu gösteriyor. Eğer balık elinden düşüp denize dalsaydı, bunda şaşılacak bir şey olmazdı. Yolculuğun bütünüyle gaybı ilgilendiren sürpriz gelişmelerle dolu olması bu görüşü tercih etmemize neden oluyor. Nitekim bu gelişme de sözünü ettiğimiz sürprizlerden biridir. Bunun üzerine Hz. Musa bilge ve saygın kul ile buluşması için Rabb’inin belirlediği noktayı geçtiğini ve bu noktanın da kayalıklı bölge olduğunu anlıyor. Bunun üzerine o ve genç arkadaşı geldikleri yolu izleyerek geri döndüklerinde o kulu orada buluyorlar. 64- Musa; `Bizim aradığımız da buydu zaten ” dedi. Hemen geldikleri yoldan kendi izlerini sürerek geri döndüler. 65- Orada kendisine tarafımızdan rahmet sunduğumuz ve katımızdan dolaysız biçimde ilim öğrettiğimiz bir kulumuzu buldular. Öyle anlaşılıyor ki, bu buluşma Hz. Musa ile Rabbi arasında bir sırdı ve Musa buluşma gerçekleşene kadar genç arkadaşını bundan haberdar etmemişti. Bu yüzden hikâyenin az sonra sunulacak sahnelerinde Hz. Musa’nın, bilge kulla başbaşa kaldığını görüyoruz! 66- Musa, ona “Sana öğretilen bilginin birazını bana öğreterek olgunlaşmamı sağlaman amacı ile peşinden gelebilir miyim?” dedi. Bir peygambere yakışan bir edep tavrı ile peşinden gelip gelmeyeceğini soruyor. Ve işi oldu bittiye getirmeye kalkışmıyor. Bir peygamber olarak bilge bir kuldan olgunlaştırıcı gerçek bilgiyi öğretmesini istiyor. Fakat adamın sahip olduğu bilgi sebepleri belli, sonuçları bilinen beşeri bilgilere benzemiyor. Bu gayba ilişkin dolaysız bilginin bir türüdür. Yüce Allah öngördüğü bir hikmetten dolayı ve dilediği oranda ona bu bilgiden öğretmiştir. Bu yüzden bir peygamber, bir resul olmasına rağmen, Hz. Musa bu adama ve uygulamalarına karşı sabredemiyor. Çünkü bu uygulamalar dış görünüşleri itibariyle akıl ve mantıkla, eşyanın tabiatına ilişkin hükümlerle çelişiyorlar. Bu yüzden bu uygulamaların gerisindeki gizli hikmeti kavramak zorunludur. Aksi taktirde şaşkınlık uyandıracak, hoşnutsuzluğa neden olacaklardır. Bunun için kendisine dolaysız bilgi öğretilen bu kul da Musa’nın, arkadaşlığına ve uygulamalarına karşı sabredemeyeceğinden, bunlara katlanamayacağından korkuyor 67- O kulumuz, Musa’ya dedi ki; “Sen benimle beraber olmaya katlanamazsın. ” 68- “Sebeplerini kavrayamayacağın olaylar karşısında nasıl sabrédeceksin. ” Musa sabretmeye ve dediklerine uymaya söz veriyor. Bu hususta Allah’dan yardım diliyor ve onun iradesini dile getiriyor. 69- Musa “İnşaallah, beni sabırlı bulacaksın, hiçbir konuda sana karşı gelmeyeceğim. ” Adam konuyu biraz daha açıyor, meseleyi biraz daha pekiştiriyor, yolculuğa çıkmadan önce beraberce çıkmalarının şartını belirtiyor. Bu şart, sabretmesi, hiçbir şey hakkında soru sormaması, kendisi sırrını açıklamadığı sürece herhangi bir uygulaması hakkında yorum yapmaya kalkışmamasıdır. 70- O kulumuz, Musa’ya dedi ki; “Eğer benimle birlikte geleceksen yapacağım hiçbir iş hakkında bana soru sorma, benim sana o konuda açıklama yapmamı bekle. ” Musa kabul ediyor… Ve biz onların yaşadığı ilk sahnenin karşısında buluyoruz kendimizi. 71- Böylece yola koyuldular. Bir süre sonra bir gemiye bindiler. O kulumuz bu gemide bir delik açtı. Musa ona, “İçindekileri boğmak için mi gemiyi deldin? Gerçekten çok çirkin bir iş yaptın ” dedi. Bindikleri gemide, başka yolcular da var. Denizin ortasında yol alırlarken o kul geliyor gemide bir delik açıyor! Dış görünüşe bakılırsa bu davranış, gemiyi ve yolcularını batma tehlikesi ile karşı karşıya getiriyor, büyük bir kötülüğe neden oluyor. Şu halde bu adam niçin bu kötülüğe yelteniyor? Hz. Musa -selâm üzerine olsun- mantıksal hiçbir gerekçesi bulunmayan bu tuhaf davranış karşısında hem verdiği sözü hem de arkadaşının ileri sürdüğü şartı unutuyor. İnsan bir ilkeyi soyut olarak etraflıca düşünebilir, ama bu anlamın pratik uygulaması, somut bir örneği ile karşı karşıya kaldığı zaman teorik düşünceden farklı bir realite karşısında bulunduğunu farkeder. Çünkü pratik deneyimin soyut düşünceden farklı bir tadı vardır. İşte Musa önceden, sebeplerini kavrayamadığı olaylara katlanamayacağı uyarısında bulunulmuş, ama o sabretmeye karar vermiş, yüce Allah’dan yardım dilemiş, sabredeceğine söz vermiş, ileri sürülen şartı kabul etmişti. Fakat o, bu adamın uygulamalarındaki pratik deneyimle karşı karşıya kalınca tepki gösteriyor, karşı çıkıyor. Evet, Hz. Musa’nın tepkisel ve heyecanlı bir karaktere sahip olduğu doğrudur. Bu karakterin özelliklerini hayatın tüm devrelerindeki uygulamalarında gözlemlemek mümkündür. Örneğin bir yahudi ile kavga ettiğini görünce bir Mısırlı’yı yumruklamış, bilinen o kızgınlığı ile adamı öldürmüştü. Daha sonra yaptığına pişman olmuş, özür dileyerek Rabbi’nden affedilmesini istemişti. Ama ikinci gün yahudinin bir başka Mısırlı ile kavga ettiğini görünce tekrar saldırmıştı. Evet. Hz. Musa işte böyle bir karaktere sahiptir. Bu yüzden adamın davranışı karşısında sabredemiyor, işin tuhaflığı karşısında verdiği sözü yerine getiremiyor. Ne var ki, pratik deneyimden, teorik düşünceden farklı bir tat alma ve apayrı bir gerçekle karşılaşma bütün insanların ortak özellikleridir. İnsanlar fiilen tatmadıkça, pratik olarak denemedikçe meseleleri gereği gibi kavrayamazlar. İşte bu yüzden Hz. Musa kızıyor, adamın yaptığına karşı çıkıyor “Musa,ona “İçindekileri boğmak için mi gemiyi deldin? Gerçekten çok çirkin bir iş yaptın” dedi. O bilge kul büyük bir sabır ve yumuşaklıkla, yolculuğa çıkmadan önceki sözlerini hatırlatıyor 72- O kulumuz Musa’ya “Ben sana, benimle beraber olmaya katlanamazsın dememiş miydim?” dedi. Hz. Musa unutkanlığını ileri sürerek özür diliyor; adamdan özrünü kabul etmesini, hemen azarlayıp vazgeçmemesini, verdiği sözü hatırlatmamasını istiyor 73- Musa; `Unutkanlığım yüzünden beni azarlama ve bilginden yararlanma konusunda bana zorluk çıkarma” dedi. Adam Hz. Musa’nın özürünü kabul ediyor. Böylece kendimizi ikinci sahnenin karşısında buluyoruz 74- Yine yola koyuldular. Bir .süre sonra bir genç ile karşılaştılar. O kulumuz, delikanlıyı öldürdü. Musa; “Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana mı kıydın? Gerçekten çok kötü bir iş yaptın ” dedi. Birinci davranışı; gemide delik açması, dolayısıyla yolcuların boğulma ihtimali idi. Bu ise düpedüz adam öldürmektir. Hem de bilerek öldürmek, sadece bir ihtimal değil… Kuşkusuz bu, büyük bir cürümdür. Söz vermiş olduğu hatırlatılmasına rağmen Hz. Musa, bu olay karşısında da kendisini tutamıyor, sabredemiyor “Musa; “Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana mı kıydın? Gerçekten çok kötü bir iş yaptın” dedi.” Bu sefer unutmuş ya da söz verdiğini bilmiyor değildir. Bilinçli davranıyor, meydana gelişine katlanamadığı ve hiçbir sebeple izah edemediği bu kötü işe karşı çıkıyor. Çünkü ona göre delikanlı suçsuzdur. Öldürülmesini gerektirecek bir suç işlemiş değildir. Kaldı ki henüz erginlik çağına erişmediği için yaptıklarından sorumlu da tutulamazdı. Bir kez daha o bilge kul, Hz. Musa’ya koştuğu şartı, verdiği sözü ve birincisinde söylediği; üstüste deneyimlerin doğruladığı sözü hatırlatıyor 75- O kulumuz Musa`ya; “Ben sana benimle beraber olmaya katlanamazsın dememiş miydim?’ dedi. Bu sefer özellikle belirterek “Sana dememiş miydim” diyor. “Sàna” yani açık-seçik ve kesin bir ifadeyle sana söyledim. Buna rağmen ikna olmadın, beraberliğimizi sürdürmemizi istedin, ileri sürdüğüm şartı kabul ettin. Musa kendine geliyor ve iki kere sözünü tutmadığını, yapılan uyarılardan, etraflıca düşünüp ona göre davranmasına ilişkin hatırlatmalardan sonra vaadini unutmuş olduğunu hatırlıyor. Bu yüzden kendi kendine kızıyor, bağlayıcı bir karar olarak önündeki yolları kapatıyor ve bunu kendisi için son fırsat olarak değerlendiriyor 76- Musa; “Eğer sana bir daha bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme, o zaman seni mazur görürüm ” dedi. Surenin akışı devam ediyor ve bu kez kendimizi hikâyenin üçüncü sahnesinin karşısında buluyoruz 77- Yine yola koyuldular. Bir süre sonra bir köye vardılar. Köylüden yemek istediler, fakat ağırlanma istekleri reddedildi. Az sonra yıkılmaya yüz tutmuş bir duvarla karşılaştılar. O kulumuz, eğri duvarı doğrulttu. Musa ona `Eğer isteseydin bu yaptığın işe karşılık bir ücret alabilirdin’ dedi. İkisi de acıkmış. Bu sırada açları doyurmayan, misafir kabul etmeyen cimri bir köyden geçiyorlardı. Bir süre sonra yıkılmak üzere olan eğik bir duvarla karşılaşırlar. Ayet, duvara canlılar gibi irade ve hayat özelliklerini yakıştırıyor ve “yıkılmak istiyor” anlamında “yıkılmaya yüz tutmuş” ifadesini kullanıyor. İşte bu tuhaf adam, hiçbir karşılık beklemeden yıkılmaya yüz tutmuş bu duvarı doğrultmakla uğraşıyor. Hz. Musa, adamın tavrındaki çelişkiyi farkediyor. Aç oldukları halde kendilerine yiyecek vermeyen, kendilerini misafir etmekten kaçınan bir köyde, bu adamı yıkılmaya yüz tutmuş bir duvarı doğrultmaya iten etken ne olabilir? En azından buna karşılık yiyecek almalarını sağlayacak bir ücret istemesi gerekmez miydi? “Musa ona; `Eğer isteseydin bu yaptığın işe karşılık bir ücret alabilirdin’ dedi.” Musa’nın bu sözü beraberliğin sonu oluyor. Artık Musa’nın ileri sürebilecek bir mazereti, dolayısıyla da adamla arkadaşlığını sürdürmesine imkân kalmıyor 78- O kulumuz, Musa’ya dedi ki; “Bu olay, birbirimizden ayrılmamızın sebebidir. Şimdi sana sabırla karşılayamadığın olayların nedenlerini açıklayacağım. Buraya kadar Hz. Musa ve surenin akışı içinde hikâyeyi izleyen bizler, kendimizi izleyen ve sırrını bilmediğimiz sürpriz gelişmeler karşısında buluyoruz. Hikâyeyi izleyen bizlerin durumu tıpkı Hz. Musa’nın durumu gibidir. Üstelik biz bu tür garip davranışlarda bulunan adamın kim olduğunu bile bilmiyoruz. Bizi saran kapalı havayı tamamlamak için Kur’an-ı Kerim adamın ismini açıklamıyor. Hem ismin ne önemi var ki. Bu adamın yüce ilahi hikmeti temsil etmesi isteniyor. İlahi hikmette ise, yakın sonuçlara, bilinen önermelere yer yoktur. Tam tersine ortaya çıkan sonuçlar, görme kapasitesi sınırlı olan gözlerin göremediği uzak hedeflere göre değerlendirilir. Bu yüzden adamın adının anılmış olmaması, temsil ettiği manevi kişiliğe uygun düşmektedir. Daha baştan itibaren görünmez, gaybi güçler hikâyede etkin rol oynuyorlar. Örneğin Hz. Musa kendisi ile görüştürüleceği vadedilen bu adamla buluşmak amacı ile yoluna devam ediyor. Ama genç arkadaşı azıklarını kayalıklı yerde unutuyor. Sanki geri dönmeleri için unutmuş gibi. Geri döndüklerinde sözü edilen adamla karşılaşıyorlar. Şayet yollarına devam etselerdi; eğer ilahi takdir tekrar geri dönmelerini öngörmeseydi adamla karşılaşamayacaklardı. Görüldüğü gibi hikâyeye egemen olan hava bütünüyle kapalı ve bilinmezliklerle dolu bir havadır. Bu yüzden ayetlerin akışı içinde adamın adı da gizli ve kapalı kalıyor. Sonra yavaş yavaş sır ortaya çıkıyor… 79- O gemi var ya, yoksul deniz işçilerinin malı idi. Onda bir kusur meydana getirmek istedim. Çünkü bu denizcileri, rastladığı her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar kovalıyordu. Bu kusur sayesinde gemi zalim hükümdarın eline geçmekten kurtuldu. Gemiye verilen bu küçük zarar; sağlam kalması durumunda başına gelecek olan ve gaybın perdesi altında saklı bulunan büyük zarara karşı koruyuculuk işlevi görmüştür. 80- O delikanlıya gelince, onun ana-babası mü’min kimselerdi. Onları azgınlığa ve kâfirliğe sürüklemesinden çekindik. 81- İstedik ki, Rabb’leri onlara o delikanlıdan daha temiz ve daha iyiliksever bir evlat bağışlasın. Şu anda ve görüldüğü kadarıyla öldürülmeyi haketmeyen bu delikanlının gerçek karakteri üzerindeki gayb perdesi kalkıyor ve her yönüyle bu bilge kulun gözlerinin önüne seriliyor. Delikanlının özü itibariyle kâfir ve azgın bir karaktere sahip olduğu ortaya çıkıyor. Küfür ve azgınlığın tohumları içine ekilmiştir. Bu tohumlar gün geçtikçe kökleşiyor, davranışlarına yansıyor… Şayet yaşasaydı, kâfirliği ve azgınlığı ile mü’min ana-babasını zor durumda bırakacaktı. Kendisine yönelik sevgilerinin etkisiyle onları, kendi yolunu izlemeye zorlayacaktı. İşte bu yüzden yüce Allah, kâfir ve azgın bir karaktere sahip olan bu delikanlımın öldürülmesini, ayrıca onun yerine daha iyi ve anne-babasına karşı daha merhametli bir evladın bahşedilmesini diledi. Ve bu bilge kulunun da o delikanlıyı öldürmesini istedi. Şayet mesele, dış görünüşe göre değerlendirme yapan insanın bilgisine bırakılmış olsaydı, sadece çocuğun o durumu onu ilgilendirecekti. Dolayısıyla yasal olarak öldürülmesini gerektirecek bir suç işlemediği için elinde çocuğun aleyhinde kullanabileceği bir gerekçe olmayacaktı. Yüce Allah’dan ve yüce Allah’ın kendi tekelinde olan gayba ilişkin bir kısım bilgi öğrettiği kimi kullarından başka hiçbir kimse, herhangi bir insanın gaybın bilinmezlikleri arasında yeralan bir özelliği hakkında karar veremez. Yine hiçbir kimse bu bilgiye dayanarak şeriatın verdiği hükümden farklı bir hüküm ortaya koyamaz. Şu kadarı var ki, yüce Allah’ın emri, sonsuz gayba ilişkin bilgisine dayanır. 82- O duvar var ya, o şehirde yaşayan iki yetim çocuğun malı idi ve duvarın altında bu yetimlere miras kalmış bir hazine vardı. Babaları iyi bir insandı. Rabb’in istedi ki, o yetimler, erginlik çağına erdikten sonra Rabb’lerinin bir merhameti olan hazinelerini kendi elleri ile duvarın altından çıkarsınlar. Yoksa ben bu işleri kendi kafamdan yapmadım. İşte sabırla karşılayamadığın olaylara ilişkin açıklamam budur. Her ikisi de aç oldukları, üstelik köylüler tarafından misafir edilmedikleri halde, bu adamın köylülerden herhangi bir ücret istemeden doğrultmaya çalıştığı bu duvarın altında bir hazine gizliydi, duvarın dibinde şehirde bulunan yetim ve güçsüz iki delikanlıya ait bir servet saklıydı. Şayet duvar yıkılmaya terk edilseydi, altındaki hazine ortaya çıkacaktı. Bu durumda çocuklar kendilerine ait bu hazineyi koruyamayacaktı. Babaları iyi bir insan olduğu için yüce Allah bu iyilikten onları zayıflıklarında, küçüklüklerinde yararlandırmak istedi. Büyümelerini, erginlik çağına erişmelerini, mallarını koruyabilecekleri bir durumdayken hazineyi çıkarmalarını diledi. Ardından adam bu meseleden elini çekiyor. Çünkü bu tür davranışlarda bulunmasını öngören, yüce Allah’ın rahmetidir. Gerek bu meseleye gerekse bundan önceki meselelere ilişkin gaybtan onu haberdar eden, sonra da bu bilgi doğrultusunda onu bu tür uygulamalara yönelten yüce Allah’dır Bunları Rabb’inin rahmeti sonucu yapıyorum, yoksa ben bu işleri kendi kafamdan yapmadım.” Şu anda yüce Allah’ın hoşnut olduğu kullarından başka hiçbir kimseye bildirmediği gayb üzerindeki perde aralandığı gibi, bu adamın uygulamalarının hikmeti üzerindeki perde de kalkmış bulunuyor. Ortaya çıkan sırrın ve açılan perdenin dehşetinden o adam ayetlerin akışı içinde ilk kez göründüğü gibi gözlerden kayboluyor. Meçhulden geldiği gibi tekrar meçhule doğru yol alıyor. Hikâye evrende yeralan en büyük hikmeti temsil ediyor. Bu hikmet, ancak belli oranlarda ortaya çıkar. Gerisi yüce Allah’ın bilgisi kapsamında, perdelerin ötesinde bir gayb olarak varlığını sürdürür. Böylece surenin akışı içinde, Hz. Musa ve bilge bir kulun hikâyesi ile Eshab-ı Kehf hikâyesi; gayba ilişkin meselelerin yüce Allah’a özgü kılma noktasında birleşiyor. Kuşkusuz yüce Allah, olayları sonsuz bilgisi uyarınca bir hikmete göre planlar. İnsanlar ise bu plânı kavrayamazlar. Gaybın üzerine gerili perdelerin önünde dikilip dururlar. Perdelerin ötesindeki sırları da ancak belli oranlarda öğrenebilirler. Tüm Etiketler 11 Ağustos 2022 Perşembe E-Gazete ... Güncel Dünya Ekonomi Sağlık Teknoloji Eğitim Aile Bölgeler Son Dakika Yazarlar Tümü Güncel Dünya Sağlık Ekonomi Eğitim Bilim & Teknoloji Kültür & Sanat Araştırma Analiz Röportaj İlim & İrfan manşetler İslam Tarihte Bugün İnzar Dergisi Nisanur Dergisi Söz ve Kalem Xeberen Kurdi Arapça English News Farsça Spor Z. Mektup Var Haber-Yorum Fetva Kurulu Kadın Aile çocuk Duyuru Ramazan Kim Kimdir? Okur Köşesi Yazı Dizisi Siyaset Gemisi Etkinlikler Ana Sayfa İlim & İrfan Hz. Musa ile Hz. Hızır Kıssası warning Creating default object from empty value in /home/zehirli/domains/ on line 33. Her Musaya Bir Hızır Gerek batıni ilim hikmet Hikmete ulaşmak hikmetin rehberliği Hz. Musa ile Hızır kıssası ilim irade sahibi olmak islam önyargı Rasim Özdenören sabır zahiri ilim zahmete katlanmak Desem ki, Hz. Hızır Hz. Musa’nın iç sesidir. Onun, bilincindeki hikmetin sesidir… Nasıl ki, Hamlet’e babasının ruhu olarak görünen hayalet, gerçekte, onun bilinç altının tecessümü idi… Tabiî ki, Hamlet, Hızır aleyhisselamın zıddı kâmilinde yer alarak bir negatif benzetme değeri taşıyor. Hamlet’e, amcasını öldürmesini buyuran ve ona babasının ruhu – hayaleti- olarak görünen birsam, gerçekte, bizzat Hamlet’in bilinçaltının dışavurumudur diyebiliriz. Hazreti Yunus’un “Bir ben vardır bende benden içeru” deyişi de aynı hikmetle örtüşmektedir. Aslında hikmet, eşyanın özüne içkin olarak orada durmaktadır. İnsana düşen, onu, oradan bulup çıkartmaktır. Arşimet’e kralın verdiği görev zor mu zor bir işti. Kral belli ölçüde bir altın külçesini kuyumcusuna vererek ondan güzel bir taç yapmasını istemişti. Kuyumcu, tam da kralın arzuladığı ölçüde bakmaya kıyılmayacak denli güzel mi güzel bir taç yapıp getirmişti. Kral, kuyumcuya verdiği altının tamamının bu tacın içinde kullanılmış olup olmadığını merak ediyordu. Arşimet’e verilen görev, kralın bu merakını gidermekti. Ancak bir şartı vardı yapılmış olan taç öylesine güzeldi ki, Arşimet taca dokunmayacaktı, çünkü verilen altından çalıntı yapılmamışsa, güzelim taç yok yere bozulmuş olacaktı. Yoksa başka türlü, zaten problem yoktu Tacı eriterek içinde hangi madenlerin kullanıldığını herkes anlayabilirdi. Devamını oku Sponsorlu bağlantılar Anket Hz. Musa ve Hızır Kıssası Nesir yazısı İsrailoğulları Allah’ın emirlerine asi olduklarından Sina çöllerinde aç ve sefil dolaşmaya başladılar kendine inanan bir gençle yoluna devam etti Bu genç iyi yürekli, temiz bir insandı adım adım takip ediyordu yemek yapıyor, su bulmasına yardım ediyor Ayrıca başka işlerine de yardım ediyordu Yüce Allah ın çok alim, bir bilgili insanla buluşmasını istedi Bunu vahyetti Büyük peygamber o kişiyle iki denizin birleştiği yerde buluşacaktı Günlerce yürüdüler iyi yürekli adam ve Bir gün genç hizmetçi adam balık avladı O sırada tarif edilen yere gelmişlerdi Büyük bir kayanın üzerine oturup görüşecekleri adamı beklediler Hiç kimse yoktu ortalıkta, yeniden yola koyuldular Genç hizmetçi adam avladığı balığı kayanın üzerinde unutmuştu Balık çırpınarak suya karışmıştı, kaybolup gitti Epeyce uzaklaşmışlardı Karınları acıkınca, genç adam balığı hatırladı dönerek özür diledi Dedi efendim kayalığa vardığımızda, balığı orda bırakmıştın Şeytan bana onu, unutturdu Herhalde suya düşüp, kaybolmuştur düşündü Şüphe yok ki Allah o iyi adamla buluşmamız için bunu yaptı dedi Tekrar balığın unutulduğu yere dönmemizi istiyor, sonra geri döndüler Gerçekten o alim adamı orada, kayanın üzerinde oturur buldular adama dönerek Allah’ın sana öğrettiği bilgileri bana öğret dedi ben seninle beraber gezeyim dedi Bu kişi dan başkası değildi tebessüm ederek cevap verdi benim yaptığım işlere tahammül edersen iyi olur dedi , ın yapacağın işlere karışmam dedi söz verdi , o zaman peşimden gel dedi Sonra yaptığım işler yüzünden, bana bir şey sorma dedi Artık gidelim dedi, Uzun bir yolculuktan sonra, deniz kenarında bir gemiye bindiler Gemi denizin ortasına geldiğinde çiviyle gemiye bir delik açmaya başladı korkuyla seslendi Ne yapıyorsun gemi su alırsa, hepimiz boğuluruz kızmada, her işe sabredecektin dedi , dan özür diledi Gemi limana gelince, gemiden indiler Yollarına devam ettiler Yolda ufak oynayan bir çocuk gördüler koşarak çocuğu tuttu ve bir lahzada çocuğu öldürdü yine dayanamadı, bu suçsuz çocuğu öldürdün dedi kızmada, sana dayanamazsın demiştim dedi , yine dan özür diledi Yeniden yürümeye devam ettiler Yolları bir köye uğradı Yiyecekleri tükenmiş, karınları acıkmıştı Yanında paraları da yoktu ve beraberindekiler, köylülerden yiyecek istediler Köylüler yiyecek vermedi, kapıları yüzlerine kapattılar ve çaresiz bir duvarın kenarına oturdular Duvar nerde ise yıkılacak, durumda idi çamur kardı ve duvarı güzelce tamir etti yine dayanamadı sordu ne yapıyorsun dedi Bize bir lokma yiyecek vermeyen, köylülerin duvarını tamir ediyorsun doğruldu, Ya Musa dedi Senle ayrılma zamanımız geldi Üç kez yapmaman gereken işi yaptın Yaptığım işlere sabır edemedin Ya Musa dedi dinle Ya Musa dedi Bu yaptığım her işe gelince Her işte bir hikmet var dedi Sanki öğretmen, da öğrenci idi Oturdular başladı anlatmaya Bindiğimiz gemiyi çiviyle deldim Çünkü gemi fakir üç, dört adamındı Yollarında, uğrayacağı yerlerde zalim bir korsan vardı Onları yakalamasın ve gemi geç gitsin diye gemiyi deldim dedi Allahü Teala bana öyle emretti dedi , seni anlıyorum dedi O zaman peki çocuğu niye öldürdün dedi başladı anlatmaya O çocuğun annesi ve babası Allaha itaat eden dindar insanlardı Fakat çocuk büyüyünce kafir olacak Anne, babasına işkence edecek Allahü Teala bana bildirdi ve öyle emretti dedi Çocuğu da o yüzden öldürdüm dedi Bari ahirette anne, babasına faydası olsun dedi söyleyecek söz bulamamıştı yine O zaman dedi köyde yıkık duvarı niye ördün o zaman dedi Köyde iki yetim çocuk vardı Duvarın altında ise babalarından kalma, hazine mevcuttu Rabbim duvarın altındaki hazinenin Yetim çocukların eline ergenlik çağında geçmesini istedi O duvarı o yüzden ördüm Hazine başkasının eline geçmedi dedi Allahü Teala bana bildirdi ve öyle emretti dedi Bütün bu işleri o yüzden böyle yaptım dedi ellerini havaya kaldırıp Allaha şükretti Bilmediği bir çok şeyi Bu ulu insan sayesinde anlamıştı bu sayede neler kazandığını düşündü anlatılmak istenen İnsan öfkesine hakim olmalı, sabretmesini bilmeli Ayrıca iyilik yaparken karşılık beklememeli Herşeyi bildiğini zanneden insanlardan, daha bilgili insanlar mutlaka vardır dan bunları öğrenmişti Allah’ın izniyle bunları düşünürken Başını kaldırıp baktı, yanında kimse yoktu O iyi adam kaybolup gitmişti Onun nereye gittiğini bilmiyordu Onun nereye gittiğini bilen sadece Allahü Teala idi O bilir her şeyin doğrusunu O tek ilahtır kullarını sever Bu dünyayı gezer Yaşarmış şimdi bile görenler varmış iyilik denince o varmış Gerisini sormayın, doğrusu Allah katında Visited 120 times, 1 visits today peygamber o kişiyle iki denizin birleştiği yerde buluşacaktı Günlerce yürüdüler iyi yürekli adam ve Bir gün genç hizmetçi adam balık avladı O sırada tarif edilen yere gelmişlerdi Büyük bir kayanın üzerine oturup görüşecekleri adamı beklediler Hiç kimse yoktu ortalıkta, yeniden yola koyuldular Genç hizmetçi adam avladığı balığı kayanın üzerinde unutmuştu Balık çırpınarak suya karışmıştı, kaybolup gitti Epeyce uzaklaşmışlardı Karınları acıkınca, genç adam balığı hatırladı dönerek özür diledi Dedi efendim kayalığa vardığımızda, balığı orda bırakmıştın Şeytan bana onu, unutturdu Herhalde suya düşüp, kaybolmuştur düşündü Şüphe yok ki Allah o iyi adamla buluşmamız için bunu yaptı dedi Tekrar balığın unutulduğu yere dönmemizi istiyor, sonra geri döndüler Gerçekten o alim adamı orada, kayanın üzerinde oturur buldular adama dönerek Allah’ın sana öğrettiği bilgileri bana öğret dedi ben seninle beraber gezeyim dedi Bu kişi 'dan başkası değildi tebessüm ederek cevap verdi benim yaptığım işlere tahammül edersen iyi olur dedi , 'ın yapacağın işlere karışmam dedi söz verdi , o zaman peşimden gel dedi Sonra yaptığım işler yüzünden, bana bir şey sorma dedi Artık gidelim dedi, Uzun bir yolculuktan sonra, deniz kenarında bir gemiye bindiler Gemi denizin ortasına geldiğinde çiviyle gemiye bir delik açmaya başladı korkuyla seslendi Ne yapıyorsun gemi su alırsa, hepimiz boğuluruz kızmada, her işe sabredecektin dedi , 'dan özür diledi Gemi limana gelince, gemiden indiler Yollarına devam ettiler Yolda ufak oynayan bir çocuk gördüler koşarak çocuğu tuttu ve bir lahzada çocuğu öldürdü yine dayanamadı, bu suçsuz çocuğu öldürdün dedi kızmada, sana dayanamazsın demiştim dedi , yine 'dan özür diledi Yeniden yürümeye devam ettiler Yolları bir köye uğradı Yiyecekleri tükenmiş, karınları acıkmıştı Yanında paraları da yoktu ve beraberindekiler, köylülerden yiyecek istediler Köylüler yiyecek vermedi, kapıları yüzlerine kapattılar ve çaresiz bir duvarın kenarına oturdular Duvar nerde ise yıkılacak, durumda idi çamur kardı ve duvarı güzelce tamir etti yine dayanamadı sordu ne yapıyorsun dedi Bize bir lokma yiyecek vermeyen, köylülerin duvarını tamir ediyorsun doğruldu, Ya Musa dedi Senle ayrılma zamanımız geldi Üç kez yapmaman gereken işi yaptın Yaptığım işlere sabır edemedin Ya Musa dedi dinle Ya Musa dedi Bu yaptığım her işe gelince Her işte bir hikmet var dedi Sanki öğretmen, da öğrenci idi Oturdular başladı anlatmaya Bindiğimiz gemiyi çiviyle deldim Çünkü gemi fakir üç, dört adamındı Yollarında, uğrayacağı yerlerde zalim bir korsan vardı Onları yakalamasın ve gemi geç gitsin diye gemiyi deldim dedi Allahü Teala bana öyle emretti dedi , seni anlıyorum dedi O zaman peki çocuğu niye öldürdün dedi başladı anlatmaya O çocuğun annesi ve babası Allaha itaat eden dindar insanlardı Fakat çocuk büyüyünce kafir olacak Anne, babasına işkence edecek Allahü Teala bana bildirdi ve öyle emretti dedi Çocuğu da o yüzden öldürdüm dedi Bari ahirette anne, babasına faydası olsun dedi söyleyecek söz bulamamıştı yine O zaman dedi köyde yıkık duvarı niye ördün o zaman dedi Köyde iki yetim çocuk vardı Duvarın altında ise babalarından kalma, hazine mevcuttu Rabbim duvarın altındaki hazinenin Yetim çocukların eline ergenlik çağında geçmesini istedi O duvarı o yüzden ördüm Hazine başkasının eline geçmedi dedi Allahü Teala bana bildirdi ve öyle emretti dedi Bütün bu işleri o yüzden böyle yaptım dedi ellerini havaya kaldırıp Allaha şükretti Bilmediği bir çok şeyi Bu ulu insan sayesinde anlamıştı bu sayede neler kazandığını düşündü anlatılmak istenen İnsan öfkesine hakim olmalı, sabretmesini bilmeli Ayrıca iyilik yaparken karşılık beklememeli Herşeyi bildiğini zanneden insanlardan, daha bilgili insanlar mutlaka vardır 'dan bunları öğrenmişti Allah’ın izniyle bunları düşünürken Başını kaldırıp baktı, yanında kimse yoktu O iyi adam kaybolup gitmişti Onun nereye gittiğini bilmiyordu Onun nereye gittiğini bilen sadece Allahü Teala idi O bilir her şeyin doğrusunu O tek ilahtır kullarını sever Bu dünyayı gezer Yaşarmış şimdi bile görenler varmış iyilik denince o varmış Gerisini sormayın, doğrusu Allah katında

hz musa hz hızır kıssası